Her yaz olduğu gibi o sene de, iki haftalık kamp için, ülkenin en büyük tatlı su gölünün yanı başındaydık. Her yılın on beş günlük dilimini, tabiri caizse, koca şehir karmaşası içerisinde geçen sıkıntılı yaşam tarzımızın kayıtlarından çıkarıp atmak, doğayla başbaşa geçen, o iki haftayı, yaşam arşivimizin ayrı ve daha bir güzel dosyasında saklamak gibi, maalesef bugün itibarıyla yitik duruma düşmüş alışkanlıklarımız vardı. Gruptaki kişi sayısına göre, her biri 8-10 kişilik iki çadır kurduk. Kamp alanımıza, araçlarımız son iki kilometrelik parkurda hareket edemediği için, bu son kısmı, yürüyerek ulaştık. Birkaç kişi, tekrar araçlara gidip, kalan erzakı da alıp gelmek durumunda kaldı. İki hafta süresince, çok acil bir durum olmadığı takdirde, şehir merkezine gidilmeyeceği için birtakım temel ihtiyaç malzemelerimiz, oldukça yer ve gramaj tutuyordu.