
Şemikler denince aklıma, ne yalan söyleyeyim, kokoreççi Baki Usta’nın harikulade ekmek arası lezzeti gelir. İstanbul’un, Bursa’nın

Erkeklerde rastlanan ve karşı cinsten bir kimseye, istediği halde, sürekli ve tek eşli olarak bağlanamama rahatsızlığı olarak tanımlanan “ıssız adam sendromu”, Çağan Irmak’ın son filmi ile gündeme bomba gibi düştü. Geçtiğimiz ...

Dün akşam işten çıkmış eve giderken, yine balık krizim tuttu. Nasıl oldu anlamadım, direksiyonu tutan ellerim; beni, Balıkçı Dursun’un mekanının önüne koyuverdi. Tezgahta balık çok, çeşit azdı. Önce baya ...

Beklenmeyen bir anda ve nedenle ortaya çıkan, süreçleri ve sonuçları itibarıyla da insanları ve insana ait yapıları olumsuz yönde etkileyen gelişmelere, en genel anlamıyla kriz diyoruz.

Tesadüfler Takvimi – 13 Kasım Tam 94 yıl önce, yine böyle bir 13 Kasım günü; ilk kez, “Caresse Crosby” adıyla geliştirilen sutyenin patenti alınmıştı. Patent sahibi ise “Mary Phelps-Jacobs” isimli, New York’lu bir bayandı. Hikaye enteresan ama önce benim hikayem......

Merhum Priştina dönemine kadar, Karşıyaka sahil düzenlemesi malumunuz, Alaybey tersane bitiminden başlar ve Bostanlı Deresinin denize

Dursun, ne vereceksin bugün bana?” dedim, ışıl ışıl yanan derya kuzularına bakarken. “Aydın Abi, bu akşam sana Jennifer Lopez verecem, al git evine, bak keyfine” dedi sırıtarak. “Oğlum, dur yengen duyacak şimdi, papaz ...
Yaşananlara şaşmamak, şaşmamaktan da öte üzülmemek elde değil. Siz, ülkenizin en köklü partisi olma iddiası ve söyleminde olan bir siyasi hareketsiniz. Hitap ettiğiniz seçmen kitlesinin en büyük partisi ...

Geçenlerde, bir televizyon programında dinlediğim fıkraya çok güldüm. Ve bu fıkra, yine aldı götürdü beni, bambaşka yerlere; çocukluk çağlarımın, taze ceviz ve ekşi elma kokan günlerine... Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni, sözlü imtihan ...

Hani o fotoğrafın var ya, en sevdiğim. Kalpaklı olanı, hani. Çelikten de sert, ipekten de yumuşak İzmir gözlerini diktiğin ufuklara. Çakmak çakmak, usul usul, yıldırımlarca kudretli. Kar beyazı, ucu küçük üçgen kıvrığı gömleğinin ...

Şu anda saat tam gece yarısını göstermekte. Ve İzmir’in Karşıyaka ilçesi sınırlarındaki bir sokak, tam anlamıyla bir açık hava diskosu görünümünde. Yüksek sesli müzik yayını, tüm semti kıpır kıpır ettirmekte. Vatandaşın biri sünnet düğünü yapıyor. Ama ne düğün...

Fotoğraf: Joanne Ratkowski E malum, mübarek Ramazan ayı yaklaşmakta. Ben de büyük Yunus’un meşhur şiirini, İzmir’in güncel problemi, arsenikli su mevzuna böyle uyarlamaya çalıştım. Biraz uhrevi, beher miktarda dünyevi, çokça da mizahi olsun diye.

Onlarca kitap, yüzlerce yazı, binlerce sayfa yazılmıştır, İzmir kızları, İzmir kadınları için. Doğrudur, haklarıdır, daha bir bu kadar daha yazılsa kifayetsiz kalır, emin olun. Yazılmışlar içinde üç-beş satır, naçizane bendenizin de katkısı vardır. Helal-i hoş olsun.

Alaçatı’da, Çeşme’nin pek çok yerinde olduğu gibi her istediğin yerden denize girmek yasaktır. Tabi ki girilebilecek yerler vardır ama oralar sabahın erken saatlerinden itibaren, her bir santimetrekaresi parsellenmek kaydıyla, günübirlikçiler tarafından kapılır. ...

Fotoğraf: Bilal KABAKLI Bu nasıl bir sıcaktır? Bu ne vıcık vıcık bir nemdir, yapış yapış bir rutubettir, alışamadım. Tam on senedir İzmir’deyim. Geldiğim gün vuruldum bu kente, bir daha da iflah olmadım. Ama bu sıcaklar... Ama bu sırılsıklam geceler...

Geçen seneye kadar, yurdumun plajlarında, daha doğrusu beachlerinde, beachclub ve fiyakalı ciks mekanlarında; entel görünüp hava basmanın olmazsa olmaz kurallarından biri kitap okurmuş gibi yapmaktı.
Olmadı Sevan Hoca. Biz şimdi nasıl Şirince yazısı yazacağız? Bu toprakların en güzel köşelerinden biri olan ve eşinizle birlikte, tanıtılmasında ve bugünlere gelmesinde çok büyük katkı yaptığınız, güzel ve sevimli Şirince Köyü’nü nasıl anlatacağız? Söyler misiniz bana. Ümran Avcı imzalı haberi Milliyet internet sitesinde gördüğümde, gözlerime inanamadım. Haberin spotu “Eşinin üzerine dışkı döktü!” şeklinde idi. Ve devamında, hala inanmakta güçlük çektiğim ayrıntılar veriliyor idi: “Turizmci kimliğinin yanı sıra “Küçük Oteller Kitabı”nın ve Agos’un yazarı olan, Bilgi Üniversitesi’nde dersler veren Sevan Nişanyan’ın, bir süre önce tartıştığı eşi Müjde Nişanyan’ın üzerine kavanoz içine koyduğu dışkısını boşalttığı iddia edilmişti.
Her yaz olduğu gibi o sene de, iki haftalık kamp için, ülkenin en büyük tatlı su gölünün yanı başındaydık. Her yılın on beş günlük dilimini, tabiri caizse, koca şehir karmaşası içerisinde geçen sıkıntılı yaşam tarzımızın kayıtlarından çıkarıp atmak, doğayla başbaşa geçen, o iki haftayı, yaşam arşivimizin ayrı ve daha bir güzel dosyasında saklamak gibi, maalesef bugün itibarıyla yitik duruma düşmüş alışkanlıklarımız vardı. Gruptaki kişi sayısına göre, her biri 8-10 kişilik iki çadır kurduk. Kamp alanımıza, araçlarımız son iki kilometrelik parkurda hareket edemediği için, bu son kısmı, yürüyerek ulaştık. Birkaç kişi, tekrar araçlara gidip, kalan erzakı da alıp gelmek durumunda kaldı. İki hafta süresince, çok acil bir durum olmadığı takdirde, şehir merkezine gidilmeyeceği için birtakım temel ihtiyaç malzemelerimiz, oldukça yer ve gramaj tutuyordu.
Pek çoğumuzun film şeritlerinde vardır değil mi o kareler? Evladına kızan fedakar anneler, artık zıvanadan çıktıklarında; evlerin oda ve koridor köşelerinden dönebilme yeteneğine sahip güdümlü terliklerini fırlatırlarken, diğer taratan da kızlarına ya da oğullarına bas bas bağırırlardı: “Bacaklarını ayırırım senin, utanmaz, arlanmaz çocuuukk...” Bu nedenle, bu “bacaklarını ayırmak”, ya da “bacaklarını kırmak” deyimleri pek çoğumuz için yıllar öncelerimizden çıkıp geliveren seslenişlerdir. Özellikle kızlarımız, kadınlarımız için.