Özellikle de yaz aylarında, öğle yemeklerinden sonra yüze vuran gün ışığı altında hafifçe uyuklamanın keyfine doyum olmaz. Sıradaki haberimiz, gün içindeki bu küçük uyku kaçamaklarından vazgeçemeyenlerin yüzlerini gülümsetecek nitelikte. Haifa Üniversitesi Beyin ve Davranış Araştırma Merkezi’nden Prof. Avi Karni ve Dr. Maria Korman, 90 dakikalık “şekerleme”lerin uzun süreli belleği güçlendirdiğini ortaya koymuş. Araştırmacılar, yaptıkları sözlü bir açıklamada uyku sırasında bellek oluşumuna katkıda bulunan işleyişlerin nasıl çalıştıklarını şimdilik tam olarak bilemediklerini, ancak bu işleyişlerin açıklığa kavuşmasıyla birlikte gelecek yıllarda belleğin benzer yollarla yapay olarak güçlendirilebileceğini açıklamışlar.

İçeriği uzun yıllarca hafızada saklı kalan bilgiler uzun süreli belleğimizde depolanıyor. Belleğimizin bu bölümü iki kısma ayrılıyor: Dün neler yapmış olduğumuzu, birkaç saat önce okumuş olduğumuz bir kitaptan aklımızda nelerin kalmış olduğunu vs… depolayan “ne” belleği ve hâlihazırda bildiğimiz bir yabancı dilin nasıl okunduğunu, nasıl araba kullanıldığını, basketbol oynandığını vs… depolayan “nasıl” belleği.
Yaz aylarının vazgeçilmezlerinden olan dondurma, kemiklerin başlıca yapıtaşlarından olan kalsiyum ve fosfor yönünden oldukça zengin.

Dondurmanın günde 100 gramdan fazla tüketilmesi ise kilo sorununa neden olabiliyor.
Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Neriman İnanç, kemikler için vazgeçilmez olan kalsiyum ve fosforun en iyi kaynağının süt ve süt ürünleri olduğunu belirtti.
Prof. Dr. Emre Kumral, şiddet olayları ve provokatif eylemlerde kullanılan kişilerin uyuşturucu hap ve psikolojik telkinlerle daha kolay şartlandırılıp yönlendirilebileceğine dikkat çekiyor: “Uyuşturucular, kişiyi gerçeklik duygusundan koparıp, telkine açık hale getiriyor.”

Psikiyatrik ilaçlar insanları telkine açık hale getirdiği için ilaçlarla insanların acımasız katillere dönüşmesinin mümkün olduğu belirtildi. Ege Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emre Kumral, aşırı dozda verilen yeşil ve kırmızı reçeteli ilaçlar ile uyuşturucu maddelerin insanları telkinlere açık hale getirdiğini söyledi. Yüksek dozda uyuşturucu ve ilaç alan kişinin yeri, zamanı ve çevresindekileri tanımadığını belirten Kumral, bu durumdaki insanlara istenmeyen veya anlamsız şeyler yaptırılabileceğini kaydetti.
Saç boyalarında kullanılan kimsayal ürünlerin kanserojen madde içerdiği, saç boyası kullanan kadınların çeşitli hastalıklara yakalanma riskinin daha fazla olduğu yapılan araştırmalar sayesinde biliniyordu. Saç boyaları bu anlamda ciddi alerji riski taşıdığı göz önünde bulundurularak kullanılmalı.

Dünyada özellikle birçok kadın daha güzel görünebilmek için saçlarını boyuyor. Bazı kadınlar saçlarını kuaföre veya güzellik uzmanlarına boyatırken kimileri de evde hazır malzemelerle boyama işlemini gerçekleştiriyor. Tıpkı 13 yaşındaki İngiliz Lois Queen gibi. Saçlarını boyamak isterken yüzü şişerek gözlerini kaybetme noktasına gelen genç kızın yaşadıkları saç boyalarının ne kadar güvenli olduğu sorusunu akıllara getirdi. Daha önce de dünyaca ünlü markaları kullanan birçok kadın ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmıştı.
Alerji günümüzde çok sık olarak karşımıza çıkan bir hastalıktır. Bazı insanların vücudu çevrede bulunan kimi maddeleri tehlikeli görerek onlara karşı birtakım bağışıklık hücrelerini etkin hale geçirirler. Çevremizde sıklıkla olan ev tozu, kedi, köpek tüyleri, ağaçlardan dökülen polenler, küf, kimi böcekler, hava kirliliği ve bazı gıdalar bu maddelere örnektir.
Bu tip maddeler burun içindeki yüzeyle temas ettiğinde vücutta bir dizi kimyasal mekanizmayı başlatarak, hücrelerden bazı bağışıklık maddelerin salınmasına neden olur. Sonuçta burun akıntısı, hapşırma, burun çekme, gözlerde yaşarma, ciltte kaşıntı, boğazda ve burunda kaşıntı olur. Alerjik kişilerin gözlerinin çevresinde morluklar görülebilir.
Son söyleyeceğimiz sözü baştan söyleyelim: Lütfen diyet yapmayınız! Sıkı diyet ve egzersiz programları neticesinde kurtulmuş olduğumuz fazla kilolarımızı, normal beslenme ve hayat tempomuza döndüğümüzde çok daha hızlı bir şekilde geri alırız. Ve maalesef de bu alınan kilolar kalıcı olur vücudumuzda.

Fotoğraf: Özlem Demirtaş
Diyet ve egzersiz programlarını bir kamp organizasyonu gibi görme hatamızdan dolayı sağlıklı ve sürekli kilo kontrolümüzü bir türlü istediğimiz düzenle sağlayamayız. Peki nedir bu işin doğrusu?
Aile hekimliğini başarıyla uygulayarak, sağlıkta önemli bir reform getiren pilot uygulamayı hayata geçiren İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’nün hedefinde şimdi de dişte yaşanan yoğunluğu azaltmak var.

Konuyla ilgili olarak görüşlerini aldığımız yetkililer iki birimin hizmete gireceğini belirterek hizmetin vatandaşın ayağına götürüleceğini belirttiler. İzmir İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Mehmet Özkan ağız diş sağlığında bu dönemde dolgu, tedavi ve protezde çok büyük sayılara ulaşıldığını ancak bu konuda birikmiş ciddi bir talep bulunduğunu belirtti.
Çoğu zaman grip ile nezlenin aynı hastalık olduğunu zannederiz. Halbuki griple nezlenin tedavi yöntemleri de farklıdır. Nezle çoğu zaman ayakta geçirilebilirken, grip için yatak istirahati gerekir.
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, İzmir’de grip salgını olduğu yönündeki haberlerle ilgili yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, “Toplum sağlığı açısından ek önlemlerin alınmasını gerektirecek bir durum söz onusu değildir.” denildi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Haberlerde sözü edilen 2 bin 40 hasta, 1 Ocak 2008 tarihinde hastane acil servisine başvuran toplam hasta sayısıdır. Bu başvuruların bir kısmı solunum yolu enfeksiyonlarından olup, influenza enfeksiyonuyla (grip) ilgisi yoktur. Hiçbir hastaya influenza enfeksiyonu teşhisi konulmamıştır. Toplum sağlığı açısından ek önlemlerin alınmasını gerektirecek bir durum sözkonusu değildir.”
Ülke ve toplumların zenginlikleri, sosyal ve ekonomik refah düzeyleri; sahip oldukları kaynaklarla ve daha da önemlisi bu kaynakları nasıl değerlendirdikleriyle doğrudan ilgilidir. Dünyamızın son yıllarda yaşadığı akıl almaz derecedeki hızlı dönüşüm süreci sonrasında, en önemli refah kaynağı “akıl ve bilgi” olarak ortaya çıkmıştır. Akıl ve bilgi üretip, bunları doğru zaman ve pazarlarda satabilen firma ve ülke ekonomileri, baş döndürücü getiriler elde etmiş ve ekonomik ve sosyal refah düzeylerini arttırmışlardır.

Fotoğraf: Olga Gerrard
Kapitalist ve serbest piyasacı liberal modellerle, sosyal adaletçi ve korumacı ekonomik programları en iyi şekilde sentezleyebilen -özellikle Kuzey Avrupa ülkeleri gibi- ülke ekonomileri ise dünya iktisadi liginde ilk sıraları kaptılar.
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bahçesine, 11 katlı ameliyathane kompleksi inşa edilecek. Başhekim Yardımcısı Dr. Murat Zungur, 11 katlı kompleksin, Türkiye’nin en büyük ameliyathane yapısı olacağını söyledi.
Üç ayda on iki kilo. Ayda dört, haftada birer kilo yani. Bu işin uzmanlarına, ilmini tahsil etmişlerine göre en ideal, performans sonucu, bu durum. Ağustos sonlarına doğru başladığım diyet-spor programım neticesinde, bugün itibarıyla tam on iki fazla kilomdan kurtulmuş durumdayım.

Bu sene ki üç haftalık uzun tatilim dönüşünde, hayatım boyunca ulaştığım en yüksek kilo seviyemdeydim. Bir metre seksen santimin üzerindeki boyum dahi artık fazla kilolarımı saklayamaz duruma gelmişti. İşbaşı yaptığım pazartesi günü sabahı çıktığım tartının gösterdiği rakamı okuduğumda gözlerime inanamadım. Ve o anda zayıflamaya karar verdim.
Bir efsaneye göre, Gece tanrısı kendi başına iki oğul yaratır. Bunlardan birisi Uyku tanrısı Hipnoz, diğeriyse Ölüm tanrısı Tanatos’dur. Bu iki kardeş tanrı, Ozan Hesiodos’un dizelerine şöyle yansır:
Orada oturur kara Gece’nin çocukları,
Uyku’yla Ölüm, o korkunç tanrılar.
Güneş onlara hiç çevirmez ışınlarını ne göklere çıkarken, ne inerken,
biri dolaşır sırtında toprağın ve denizin tatlı bir huzur götürerek insanlara,
ötekinin demirdendir yüreği, tunçtandır canı.

Hipnoz, karanlık ve dumanlı bir mağarada yaşar. Unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağının suları odasının içinden akar. Hipnozun iki oğlu vardır. Bunlar insanların düş görmesini sağlarlar.
UYKU…
(daha fazla…)
Herkese merhaba…
Kaliteli bir yaşam sürmek hepimizin elinde. Bilim her geçen gün sağlığımız için yepyeni buluşlar sunuyor bizlere. Ama bizler gerek hayat kargaşası, gerekse maddi problemlerden dolayı, özellikle sağlığımızı hep geri planda bırakıyor ve hasta olmadan maalesef kendimizle ilgilenmiyor ve bünyemizi güçlendirecek destekler kullanmıyoruz.

Bugün lactoferrin mucizesinden bahsedeceğim. İlginiz çeker umarım. Lactoferrin, gözyaşı ve kan da dahil olmak üzere , tüm vücut sıvılarımızda bulunan bir madde. Yaşamın yapıtaşı ve canlıların doğumdan sonra aldığı ilk besindir. Anne sütü bağırsak sağlığı için çok gerekli ve yararlı olan lactoferrin içerir. Bu lactoferrin dediğimiz maddeyi yaşamın temeli olarak da düşünebiliriz aslında.
Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri arasinda salgilanan bir hormondur.
Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak.
Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon.
Hormon diger aktioksidan tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karsi koruma sagliyor, üreme sistemiyle baglantisindan tutun da yorgunluk , isteksizlik gibi durumlarin nedenlenlerini de olusturabiliyor.







