Ne Var Ne Yok?

Geçmiş Zaman

Bağlantılar

Flickr'da İzmir

Smyrnaheading for the sunBALIKÇISoundtrack of my life:  Mumbai Theme TuneO an...Dalgalaralsancak ( punta )
15 Mayıs 2008

Eğitim kategorisinde yazmış olduğum bir önceki yazımda, 2008-2009 eğitim ve öğretim yılı, özel okul fiyatlarının açıklanmaya başladığını ve İzmir-Karşıyaka bölgesinde, yeni dönem ücretlerini ilk açıklayan okullardan birinin Ekin Koleji olduğunu ifade etmiştim. Ve diğer özel kurumların da birbirlerini kolladığını, ardı ardına onların da fiyatlarını, kamuoyu ile paylaşacağını.

Ekin Koleji’nin ücret ilanından hemen bir gün sonra Özel Gelişim Koleji de yeni dönem fiyatlarını açıkladı. Ve Gelişim de, velilerden talep ettiği ücret miktarını oldukça geliştirdi. Tıpkı fiyatlarını bugün ilan eden Özel Ege Koleji gibi.

(daha fazla…)

14 Mayıs 2008

Son yılların en gözde turistik mekanlarından biri Şirince. Eski bir Rum yerleşimi. İzmir’in burnunun dibinde. Selçuk ilçesine bağlı ve adıyla müsemma şirin mi şirin bir köy.

Şirince’ye defalarca gittim yıllar içerisinde. Ve her gidişimde daha bir kalabalıklaşmış, daha bir ticarileşmiş ve maalesef ki daha bir özgünlüğünden sıyrılmış, koparılmış görmekteyim bu cennet köşeyi. Bu durum ne yazık ki ülkemizde turizm anlayışının, çok rastlanır makus bir neticesi.

Fotoğraf: Zeliha Poyraz
Son Şirince ziyaretimde, farklı ayrıntılar düştü not defterime. Mesela bunlardan biri, daha önceleri defalarca önünden geçtiğim ama bir kez olsun girip denemediğim, “Bizim Ev” adlı kır restoranıydı.

Kalabalık bir aile grubu olarak gittik, Şirince yolu üzerindeki mekana. Yanımızda altı yaşlarında, afacan mı afacan üç tane çocuk olduğundan mıdır, yoksa genel müşteri hizmeti anlayışları mı böyledir bilemiyorum, bir miktar soğuk karşılandık. Özellikle birkaç personel vardı ki tabiri caizse “niye geldiniz” der gibiydiler.

(daha fazla…)

11 Mayıs 2008

2008-2009 Eğitim ve öğretim yılında, özel okulların, velilerinden talep edecekleri eğitim-yemek-servis ücretleri; konuyla ilgili pek çok vatandaşımız tarafından merakla beklenmekte. Malumunuz bu konu her sene tartışma yaratır, fiyat artışları fahiş bulunur, bir miktar gürültü kopar ve sonuçta imkanı olan aileler, pek çok yönden devlet okullarına göre üstünlük sağlayan özel eğitim kurumlarını tercih ederler. İmkan bulamayan ebeveynler de devlet okulları içerisinde bari en iyisi olsun düşüncesiyle başka telaşlara düşerler. Zor iştir bu süreç, çok zor iş.

Özel okul ücretleri, bu sene de mayıs ayında, yani yaşadığımız şu günler içerisinde kamuoyuna duyurulacak. Yanlış bilmiyorsam, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da bu konuda, özel kurumlara verilmiş son beyan tarihleri var.

(daha fazla…)

10 Mayıs 2008

Soyak’ın en prestijli projelerinden biri olan İzmir Soyak Mavişehir projesi kapsamında bulunan binalar, son derece hızlı bir şekilde yapıldı ve bazı etapları sahiplerine teslim edildi bile.

Malumunuz Soyak, yapı kalitesi ile kendisini ispatlamış bir marka. Fiyatları, sözkonusu marka bilinirliği ve maliyetleri nedeniyle oldukça yüksek. Soyak Mavişehir’de ev alan insanlarımız da doğal olarak belirli bir gelir seviyesinin üzerindeki vatandaşlarımız oldular.

Tabi gelir seviyesinin değerlendirilme aralıkları ile sosyo-kültürel gelişmişlik frekansı her zaman birbirini tutmuyor sosyolojide. Bu ifadeyi, biraz daha, duvar ya da tampon yazıları edebiyatı ile yeniden kurgulayacak olursak, “magandayım ama para bende” durumları da olmuyor değil toplum hayatında.

Soyak’tan ev alıp da, yeni konutlarına yerleşen bazı yakınlarımızın ilk yakınmaları da bu yönde oldu geçenlerde. Acaba Soyak Mavişehir, bir “zengin magandalar” kenti mi olacak şüpheleri ile birlikte.

Efendim her yerde olur ya, Soyak Mavişehir’de de, apartmanda yaşama ve toplu yaşam kültürlerinden bihaber, ama paraca zengin bazı vatandaşlarımız, evler almışlar, yerleşmişler evlerine. Ve ilk vukuat yaşanmış bile…

(daha fazla…)

4 Mayıs 2008

Sevgili Babacığım, kırk yaşından sonra araba kullanmayı öğrenmekteydi. O zamanlar sürücü kursları falan yoktu daha piyasada. Babam da buldu bir arkadaşını, direksiyon hocası olarak, başladı çalışmalara.

Erkek çocuklarının geneli gibi, ben de araba hastasıyım tabi. Bir an olsun babamın yanından ayrılmıyordum. Gece-gündüz, gerekirse aç-susuz, tüm derslere ben de katıldım.

Arabanın arka tarafında, öndeki iki koltuğun arasındaki boşluktan kafamı uzatıyor ve direksiyon hocasının ağzından çıkan her şeyi beynime kazıyordum. Ayaklarım pedallara yetişse ve tabi babam izin verse on küsur yaşında tozunu attıracaktım arabanın.

(daha fazla…)

2 Mayıs 2008

Lise son sınıf öğrencileri, edebiyat dersinde, son bir haftadır meşhur, “Leyla ile Mecnun” hikayesini işliyorlardı. En ince ayrıntılarına kadar konu ele alındı. Artık son dersin son dakikaları idi. Öğretmen sınıfa sordu:

“Arkadaşlar, son olarak sormak ya da eklemek istediğiniz bir şey var mı?”

Arka sıralardan bir öğrenci söz istedi:

“Hocam, ben herşeyi anladım da bir konu var tam kavrayamadığım. Bu Leyla, Mecnun’un nesi oluyordu acaba?”

Öğrenciler gülmekten, öğretmen ise sinirden bayılmak üzere idi.

Bu, fıkra ya da yaşanmış olay her aklıma geldiğinde ben de sorarım kendi kendime. Sahiden de Leyla, Mecnun’un nesi oluyordu?

Kız arkadaşı mı? Yoksa yavuklusu mu? Belki de çıktığı kız, görl frendi yani. Çatalkarası, çingenesi bile olabilir. Platoniğim ya da aşkımm mı diyordu sizce Leyla’ya? Kimbilir belki de çıtır simidim falan derdi. Açmamış gonca gülüm demesi de kuvvetle muhtemel bence. İsterseniz bir de şaire kulak verelim: “Leyla bir özge candır, kara gözlü ceylandır.” Vay be…

(daha fazla…)

25 Nisan 2008

Eski zamanlarda, çok meşhur halk bilgelerinden birine sormuşlar. Bu dünyadaki mutluluğun, dünya gözüyle cenneti yaşamanın sırrı ne ola ki diye kendisine fikir danışmışlar. Her üç Türk’ten ikisi şairdir denir ya, mevzu ta eskilerden, bizim atalardan, cetlerden geliyor tevekkeli ki baba erenler, muazzam bir dörtlükle cevap vermiş avama:
Bir de, Güzel Oldu mu Avrat...
“Deh demeden yürüyen at,

(daha fazla…)

23 Nisan 2008

Uçan KazKafa kağıdı benim gibi üç onluk olanların çocukluk yıllarından kalma çizgi film kahramanlarından biri de “Uçan Kaz” dı. Pazar günleri tam öğle saatinde başlardı, tek kanallı TRT televizyonunun, siyah beyaz yayınlarında. Arada bir “Manavgat Şelalesi” manzaralı teknoloji mağduru televizyon molalarının verildiği huzur dolu mütevazı günlerdi.

Bir kırmızı kukuletalı çocuk arkadaşı vardı, adı Nils’ di galiba. O sevimli, bembeyaz tüylü ve biraz fazlaca semirmiş uçan kazı çok severdik. Yine adının Morton olduğunu hayal meyal hatırladığım bir de sincap dostları vardı. Nils ile birlikte uçan kazın boynuna biner ve oradan oraya uçar giderlerdi. Tıpkı bizim çocuk hayallerimiz gibi.

(daha fazla…)

20 Nisan 2008

Özellikle son birkaç ay olmak üzere uzunca bir süre, ülke gündemi ve tabi ki yoğun olarak İzmir kamuoyu, kentimizin kader çizgisini belki de yeniden çizecek olan EXPO organizasyonunun akıbetine kilitlenmiş durumdaydı. “Milano mu, İzmir mi?” sorusu defalarca soruldu ve hep İzmir için dualar edildi, temenniler, dilekler dilendi.
EXPO Kaybedildiğinde Ora'daydım
Paris’teki oylamanın yapılıp da kararın açıklanacağı gün her birimizin içi kıpır kıpırdı. O gün, akşam saatlerini bir türlü getiremedi İzmir.

Akşam yemeği için, Bostanlı ’daki Ora Lahmacun ’daydık eşimle. Canımızın lahmacun çektiği zamanlardaki değişmez adresimiz olan Ora ’da.

(daha fazla…)

4 Nisan 2008

Her sabah olduğu gibi bu sabah da işe gitmeden önce oğlumu, devam ettiği anaokuluna bıraktım. Aynı anda okulun kapısından, yaşıtı iki çocuk daha babalarıyla girdiler. Tam sarılıp, kucaklaşıp, koklaşıp vedalaşıyorduk ki diğer iki çocuktan biri avazı çıktığı kadar bağırarak “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar” adlı şarkıyı söylemeye başladı. Çocuk işte…

Cumhuriyet Meydanı
Fotoğraf: Metin Canbalaban

Bir de baktım bizimki de son ses eşlik etmeye başladı. Üçüncü çocuk durur mu? O da başladı söylemeye “Güneş ufuktan sırmalar saçar”.

(daha fazla…)

3 Nisan 2008

Öncelikle belirtmeliyim ki bu sezon ilk kez gittiğim Mordoğan önceki yıllardaki güzelliğinden, sakinliğinden, insanı dinlendiren dokusundan birşey kaybetmemiş. Denizi yine aynı deniz, hatta biraz daha temizlendiğinden bile söz edebilirim. Kocakum plajında zaman zaman duyduğunuz teknelerin mazot kokusunu bu haftasonu hiç duymadım. Sanıyorum yeni limanın açılmasının olumlu bir sonucu olsa gerek.
Mordoğan
O, yılan gibi kıvrılan sağ tarafınıza kekik kokulu yeşillikleri, sol tarafınıza masmavi egeyi koyup da zevk-ü sefa içinde katettiğiniz muhteşem yolu, yol üzerindeki Gülbahçe, Balıklıova, Karapınar, Akvaryum koyu gibi sevimli yerleşimleri, kampingleri, çay bahçeleri, balık lokantaları, aslen Erzurumlu olup yıllardır yaz-kış Mordoğan’da satış yapan kokoreççisi ve de insanı tutkuyla kendine bağlayan güzellikleri hepsi ama hepsi yerli yerindeydi.

(daha fazla…)

1 Nisan 2008

Sosyal mazoşizmin kitabı yazılmakta son altı yıldır bu topraklarda. Kıçına kırbaç yemekten orgazm olan cinsel fantezi düşkünleri gibiyiz, vallahi de, billahi de…
Gözümün İçine Baka Baka...
Yalan söylüyorlar. Karaların en uğursuzu ile kararttıkları ülkemi pembe hayallerle boğmaya çalışıyorlar. Gözlerimizin içine baka baka, utanmadan ve sıkılmadan her şeyin yolunda gittiği yönünde açıklama üzerine açıklama yapıyorlar.

(daha fazla…)

26 Mart 2008

Haber, Sabah Gazetesi orijinli…

Ekstra Bladet adlı Danimarka gazetesi, internet sitesinde, acayip seksi ve bir miktar da romantik, enteresan bir yarışma düzenliyor. Yarışma katılımcıları; kadınların ve erkeklerin, partnerleri karşısında hemen teslim olacakları en iyi tavlama cümlelerini yazıyor, bunlar sitede yayınlanıyor ve ziyaretçiler tarafından da oylanmak suretiyle değerlendiriliyorlar.

Tam kırk bin kişinin katıldığı yarışmanın sonucunda, dereceye giren ve en çok beğenilen tavlama replikleri bakın nasıl oluşuyor:

“Bir telefon rehberi yazmaktayım, senin de numaranı alabilir miyim?”
Bu, nasıl bir sıradanlıktır kardeşim, anlamadım. Hem de birinci olmuş. Bu kadar ucuz bir asılma şeklini ülkemin orta yaş kuşağı olarak biz bile yapmadık yahu. Bu memleketin tohuma kaçmış, en eski jenerasyonuna sorsan belki bulursun böyle bir demodeliği. Yakışmamış Avrupalı Viking kardeşlerime.

(daha fazla…)

21 Mart 2008

Bir kışlanın bahçesini mesken tutmuşlardı kendilerine. Ne kanları asil, ne ırkları cins, ne de tüyleri şampuan parlağıydı. Basbayağı sokak köpeğiydi onlar.

dog-love.jpg
Fotoğraf: Özgün ERDEM

Erkeği, boylu posluydu. Arka ayakları, sanki normalden de uzundu. Yürürken çok hafif sekiyor muydu, bilemedim bir türlü. Bir de is yanığı burnuna, ne hikayeler yazdım içimden, üç beş nöbetlerinde, türlü türlü.

Dişi olanı, e kadın ya, doğası gereği; biraz daha kırılgan, sanki daha bir çekingen ve nazenindi. Boyu hafifçe kısa, hatta inanın bana, gözleri hareli ve de sürmeliydi. Nazlıydı, işveliydi.

(daha fazla…)

19 Mart 2008

Güzel İzmir, güzel kızları ile birlikte, dünya çapındaki İzmirli bir jant firmasının reklamında nasıl harman olur derseniz, işte yukarıdaki gibi olur değerli okurlar.

Şehir Güzel, Kızlar Güzel, Jantlar Neden Güzel Olmasın?
Fotoğraf: Evren Aydın

Başlıkta kullandığım ifade, CMS adlı jant üreticisinin reklam sloganı. Müthiş, değil mi? “Kız gibi” arabalara “kız gibi” jant ürettiklerini anlatmaya çalışıyorlar ve -tabiri caizse- tezgahı da iyi yere açmışlar.

CMS’nin, İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi içinde bulunan, devasa fabrikasını her gün, birkaç kez görürüm. Hele o, reklamları ile giydirilmiş dev tırlarına ise güzel İzmir’e ve güzel İzmir’in nadide kızlarına bakar gibi bakarım.

(daha fazla…)

Next Page

Ara ki bulasın!

     

Sayfalar

Son Yazılar

Ne diyolar?

E-posta Grubu

izmirLife.com e-posta grubuna kayıt için...
E-posta:

ANKET

AKP n'olsun?
Sonuclar

Kapat
E-posta ile paylaş