Ne Var Ne Yok?

Geçmiş Zaman

Bağlantılar

Flickr'da İzmir

Hidden beauty in Industrial zone...ALACATI - TAŞ EVLERDenize doğru gel gelDev Kozalak :)Özdere - May 2008Özdere - May 2008Özdere - May 200820071021_427_resize
12 Mayıs 2008

Pişştt!
Kız kime diyom? Baksana kör olmayacası?

Efendim? ( Şaşırmıştı, kendisine böyle seslenen kadını önce çıkartamadı. Tanıdık geliyordu siması ama tanıyamamıştı. “Tanımak zorunda mıyım?” diye geçirdi aklından.)

Kız ne güzel olmuşsun. Büyümüşsün maşallah!

( Kız “La havle…” modunda.)

Sağolun.

Yavuklun var mı kız senin?

“Yok dayanamayacağım şu kadına. Şeytan diyor bir tane geçir. Töbe töbe… İnsanı günaha sokar böyleleri…”

(daha fazla…)

11 Mayıs 2008

2008-2009 Eğitim ve öğretim yılında, özel okulların, velilerinden talep edecekleri eğitim-yemek-servis ücretleri; konuyla ilgili pek çok vatandaşımız tarafından merakla beklenmekte. Malumunuz bu konu her sene tartışma yaratır, fiyat artışları fahiş bulunur, bir miktar gürültü kopar ve sonuçta imkanı olan aileler, pek çok yönden devlet okullarına göre üstünlük sağlayan özel eğitim kurumlarını tercih ederler. İmkan bulamayan ebeveynler de devlet okulları içerisinde bari en iyisi olsun düşüncesiyle başka telaşlara düşerler. Zor iştir bu süreç, çok zor iş.

Özel okul ücretleri, bu sene de mayıs ayında, yani yaşadığımız şu günler içerisinde kamuoyuna duyurulacak. Yanlış bilmiyorsam, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından da bu konuda, özel kurumlara verilmiş son beyan tarihleri var.

(daha fazla…)

11 Mayıs 2008

Yazıya ”dişi” derim.

Olduğu gibi kalmadığı, pek çok düşünceyi doğurduğu için. Yazıyı yazan kalem de ”erkek” oluyor haliyle. Kalem, harflerden aksesuarlar yapıyor, kelimelerden elbiseler. Dişi olan yazıyı giydirmek için.Giydirmesini bilirse yazı da güzelleşiyor. Bir kadının üzerindeki elbiseyle güzelleşmesi gibi. Elbisenin kumaşı,modeli hep kalemin elinde. Dekoltesini de kalem açıyor. Kadınının dekoltesi gibi yerinde ve dozunda olursa keyfine doyum olmuyor.

Kalemde zevk yoksa dekolte bozuyor yazıyı. Kalemin ”gusto” su yoksa hem göğüs, hem bacak hem de ayak dekoltesi çıkıyor ortaya. Oysa yazıda da giyinmesini bilen kadın gibi sadece bir dekolte olması güzel. O da belli belirsiz, ortaya dökmeden, varlığını hissettirecek kadar. Açmadan, kışkırtıcı bir vaat olarak kalmasını bilecek kadar.

(daha fazla…)

10 Mayıs 2008

Soyak’ın en prestijli projelerinden biri olan İzmir Soyak Mavişehir projesi kapsamında bulunan binalar, son derece hızlı bir şekilde yapıldı ve bazı etapları sahiplerine teslim edildi bile.

Malumunuz Soyak, yapı kalitesi ile kendisini ispatlamış bir marka. Fiyatları, sözkonusu marka bilinirliği ve maliyetleri nedeniyle oldukça yüksek. Soyak Mavişehir’de ev alan insanlarımız da doğal olarak belirli bir gelir seviyesinin üzerindeki vatandaşlarımız oldular.

Tabi gelir seviyesinin değerlendirilme aralıkları ile sosyo-kültürel gelişmişlik frekansı her zaman birbirini tutmuyor sosyolojide. Bu ifadeyi, biraz daha, duvar ya da tampon yazıları edebiyatı ile yeniden kurgulayacak olursak, “magandayım ama para bende” durumları da olmuyor değil toplum hayatında.

Soyak’tan ev alıp da, yeni konutlarına yerleşen bazı yakınlarımızın ilk yakınmaları da bu yönde oldu geçenlerde. Acaba Soyak Mavişehir, bir “zengin magandalar” kenti mi olacak şüpheleri ile birlikte.

Efendim her yerde olur ya, Soyak Mavişehir’de de, apartmanda yaşama ve toplu yaşam kültürlerinden bihaber, ama paraca zengin bazı vatandaşlarımız, evler almışlar, yerleşmişler evlerine. Ve ilk vukuat yaşanmış bile…

(daha fazla…)

8 Mayıs 2008

Nasıl da aklımdan çıkıverdi bilmem, evlilik yıldönümümüzü unutmuşum… Sigara içmek unutulmaz oysa:)))
Kitap okumaya vaktim yok… Şu aralar vaktim yok sigara dahi içemiyorum denmez oysa:)))

Depresyondayım hiç bir şey yapmak gelmiyor içimden… Canım sıkkın sigara içmiyorum bu aralar denmez oysa…
Bazen sevgilinizi bırakmak daha kolay bile gelebilir…
(daha fazla…)

5 Mayıs 2008

Sustular!

Adam kızına tecavüz ediyordu.
Karısı biliyordu. Evin altında neler olduğunu orada kimlerin olduğunu biliyordu, sustu.

Komşuları biliyordu.

Biliyorlardı.

Sustular.

Delikanlı kızı kaçırıp hapsetmişti. İşkence yaptı, kemiklerini kırdı, tıp öğrencisiydi.
Annesi biliyordu, yeri geldi yardım etti, kızın yaralarını sardı gerektiğinde; sustu o da.

Adam bebeğe tecavüz ediyordu, 8 aylıktı o masum.
Annesi biliyordu, hastanede ne diyeceğini bilememişti.

(daha fazla…)

4 Mayıs 2008

Sevgili Babacığım, kırk yaşından sonra araba kullanmayı öğrenmekteydi. O zamanlar sürücü kursları falan yoktu daha piyasada. Babam da buldu bir arkadaşını, direksiyon hocası olarak, başladı çalışmalara.

Erkek çocuklarının geneli gibi, ben de araba hastasıyım tabi. Bir an olsun babamın yanından ayrılmıyordum. Gece-gündüz, gerekirse aç-susuz, tüm derslere ben de katıldım.

Arabanın arka tarafında, öndeki iki koltuğun arasındaki boşluktan kafamı uzatıyor ve direksiyon hocasının ağzından çıkan her şeyi beynime kazıyordum. Ayaklarım pedallara yetişse ve tabi babam izin verse on küsur yaşında tozunu attıracaktım arabanın.

(daha fazla…)

2 Mayıs 2008

shalimar Olmaz mı?
Olur hem de bal gibi olur. Herşeyin taklidi, günümüz deyişiyle ”çakma” sı var da ”koca”nın neden olmasın?
”Çakma koca.”

Çakma çanta gibi aynı. Tanınmış bir markaya paran yetmez, Kapalıçarşı’dan, olmadı Beşiktaş pazarından alırsın hani. Görünüm ve model olarak avutur bir süre. Bir kaç defa dışarı çıkarsın, içine sinmemeye başlar, baktın olacak gibi değil, para biriktirip adam gibisini almaya karar verirsin. Defolarına sinir olursun çünkü.

(daha fazla…)

2 Mayıs 2008

Lise son sınıf öğrencileri, edebiyat dersinde, son bir haftadır meşhur, “Leyla ile Mecnun” hikayesini işliyorlardı. En ince ayrıntılarına kadar konu ele alındı. Artık son dersin son dakikaları idi. Öğretmen sınıfa sordu:

“Arkadaşlar, son olarak sormak ya da eklemek istediğiniz bir şey var mı?”

Arka sıralardan bir öğrenci söz istedi:

“Hocam, ben herşeyi anladım da bir konu var tam kavrayamadığım. Bu Leyla, Mecnun’un nesi oluyordu acaba?”

Öğrenciler gülmekten, öğretmen ise sinirden bayılmak üzere idi.

Bu, fıkra ya da yaşanmış olay her aklıma geldiğinde ben de sorarım kendi kendime. Sahiden de Leyla, Mecnun’un nesi oluyordu?

Kız arkadaşı mı? Yoksa yavuklusu mu? Belki de çıktığı kız, görl frendi yani. Çatalkarası, çingenesi bile olabilir. Platoniğim ya da aşkımm mı diyordu sizce Leyla’ya? Kimbilir belki de çıtır simidim falan derdi. Açmamış gonca gülüm demesi de kuvvetle muhtemel bence. İsterseniz bir de şaire kulak verelim: “Leyla bir özge candır, kara gözlü ceylandır.” Vay be…

(daha fazla…)

27 Nisan 2008

Ey koca şehir!

Kimleri ezip de geçtin?

Kimler yok olup gitti?

Denizine mi sormalıyım? Kaç kişi yok oldu sularında diye yoksa sana mı sormalıyım?

Ağzın olsa, konuşsan benimle, anlatsan yokuşunun sokaklarında kimler geçip gitti? diye uzun bir hikaye anlatsan. (daha fazla…)

25 Nisan 2008

Eski zamanlarda, çok meşhur halk bilgelerinden birine sormuşlar. Bu dünyadaki mutluluğun, dünya gözüyle cenneti yaşamanın sırrı ne ola ki diye kendisine fikir danışmışlar. Her üç Türk’ten ikisi şairdir denir ya, mevzu ta eskilerden, bizim atalardan, cetlerden geliyor tevekkeli ki baba erenler, muazzam bir dörtlükle cevap vermiş avama:
Bir de, Güzel Oldu mu Avrat...
“Deh demeden yürüyen at,

(daha fazla…)

23 Nisan 2008

Uçan KazKafa kağıdı benim gibi üç onluk olanların çocukluk yıllarından kalma çizgi film kahramanlarından biri de “Uçan Kaz” dı. Pazar günleri tam öğle saatinde başlardı, tek kanallı TRT televizyonunun, siyah beyaz yayınlarında. Arada bir “Manavgat Şelalesi” manzaralı teknoloji mağduru televizyon molalarının verildiği huzur dolu mütevazı günlerdi.

Bir kırmızı kukuletalı çocuk arkadaşı vardı, adı Nils’ di galiba. O sevimli, bembeyaz tüylü ve biraz fazlaca semirmiş uçan kazı çok severdik. Yine adının Morton olduğunu hayal meyal hatırladığım bir de sincap dostları vardı. Nils ile birlikte uçan kazın boynuna biner ve oradan oraya uçar giderlerdi. Tıpkı bizim çocuk hayallerimiz gibi.

(daha fazla…)

23 Nisan 2008

Bugün 23 Nisan 2008 . TBMM’nin açılışının 88. yıldönümü… Tüm yurtta olduğu gibi bugün köyümüz Seçköy de de “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Etkinlikleri” vardı.

Kent merkezlerindeki kadar çok etkinlik yapılmasa da; bir köy için 23 Nisan başkadır sevgili dostlar. Orada flamalar yoktur, uzun kortejler… Ama, küçük bir topluluğun ilgi dolu gözleri, o küçük çocukların koşuşturmaları vardır meydanda. 23 Nisan köy çocukları için başka bir sevinçtir. (daha fazla…)

20 Nisan 2008

Özellikle son birkaç ay olmak üzere uzunca bir süre, ülke gündemi ve tabi ki yoğun olarak İzmir kamuoyu, kentimizin kader çizgisini belki de yeniden çizecek olan EXPO organizasyonunun akıbetine kilitlenmiş durumdaydı. “Milano mu, İzmir mi?” sorusu defalarca soruldu ve hep İzmir için dualar edildi, temenniler, dilekler dilendi.
EXPO Kaybedildiğinde Ora'daydım
Paris’teki oylamanın yapılıp da kararın açıklanacağı gün her birimizin içi kıpır kıpırdı. O gün, akşam saatlerini bir türlü getiremedi İzmir.

Akşam yemeği için, Bostanlı ’daki Ora Lahmacun ’daydık eşimle. Canımızın lahmacun çektiği zamanlardaki değişmez adresimiz olan Ora ’da.

(daha fazla…)

19 Nisan 2008

Son 50 yılın en iyi şarkılarından biri seçilmiş, hemen hemen herkes tarafından çok sevilen bir türk müziği eseridir Agora Meyhanesi…

Şiirin sahibi, İzmirli doktor Onur Şenli, Agora Meyhanesi’nin öyküsü şöyle anlatır:
“Ben demiryolcu bir ailenin çocuğuydum. Bu şiiri 1959 yılında 19 yaşındayken yazdım. Bir başka demiryolcu ailenin kızına aşıktım. (daha fazla…)

Next Page

Ara ki bulasın!

     

Sayfalar

Son Yazılar

Ne diyolar?

E-posta Grubu

izmirLife.com e-posta grubuna kayıt için...
E-posta:

ANKET

AKP n'olsun?
Sonuclar

Kapat
E-posta ile paylaş