Sanat tarihimize belli bir sistem çevresinde bakıp, sınıflandırdığımız zaman, olayları şekillendirmeyi, anlamayı ve yorumlamayı başarabiliriz. Tabi bunu, sanatçının içinde yaşadığı, çalıştığı tarihsel ortamın ayrıntılarıyla bilinmesi ve sanatçının düşünce, yaşantı ve kavrayışlarının duygusal ve düşünsel boyutta algılanmasıyla bilebiliriz. İşte bu algılamayla, geçmişten çıkarılacak dersler ve günümüzün incelenmesi sonucu, tarihe tanıklık edip, geleceğimizi aydınlatabiliriz. Sanat tarihinde birçok ilklerin önünü açan grup olgusunu geçmiş ve günümüzden seçtiğim iki örnekle irdelemek ve sizinle paylaşmak istedim.

1933 yılının serin bir eylül günü Cihangir’de, Yavuz apartmanına doğru giden orta yaşlı adam ellerini pardösüsünün cebinden çıkardı. (daha fazla…)
İstanbul’dan İzmir’e yerleştiğimizde beş yaşında küçük bir kızdım. İlk gözlemlediğim güneşin bile farklı parladığıydı. Bu muhteşem kentle o zamanlardan aramızda bir gönül bağı oluştu. Şimdi bile nereye gidersem gideyim dönüşümde o bildiğim yuvaya gelmenin güven duygusunu yaşarım. Beni ve insanlarını kendisine bu kadar derinden bağlamasının sebebi, kültürel çeşitliliği ve yaşanmışlıklarının her köşede karşımıza çıkması belki de…

Fotoğraf: Yıldırım Danışman
1907 yılında Nesim Levi Bey’in yaptırdığı tarihi Asansördeki sokakta, sakız evlerindeki yaşanmışlıkları duyumsarım. Konak’ta Saat Kulesi’nin önünden geçerken, 1901 yılında 2. Wilhelm’in hediye ettiği saati takan ustaların çalışmalarını görür gibi olurum. Kadifekale’den İzmir’e bakarken Büyük İskender’in gördüğü ilahi bir rüyayla burada ikinci kez hayat bulan kentimizi düşlerim.
(daha fazla…)







