Sanat tarihimize belli bir sistem çevresinde bakıp, sınıflandırdığımız zaman, olayları şekillendirmeyi, anlamayı ve yorumlamayı başarabiliriz. Tabi bunu, sanatçının içinde yaşadığı, çalıştığı tarihsel ortamın ayrıntılarıyla bilinmesi ve sanatçının düşünce, yaşantı ve kavrayışlarının duygusal ve düşünsel boyutta algılanmasıyla bilebiliriz. İşte bu algılamayla, geçmişten çıkarılacak dersler ve günümüzün incelenmesi sonucu, tarihe tanıklık edip, geleceğimizi aydınlatabiliriz. Sanat tarihinde birçok ilklerin önünü açan grup olgusunu geçmiş ve günümüzden seçtiğim iki örnekle irdelemek ve sizinle paylaşmak istedim.

1933 yılının serin bir eylül günü Cihangir’de, Yavuz apartmanına doğru giden orta yaşlı adam ellerini pardösüsünün cebinden çıkardı. (daha fazla…)
Büyük Zafer kazanılmış, İzmir Yunan işgalinden kurtarılmış; 11 Ekim 1922 günü Mudanya’da Ateşkes (Mütareke) ilan edilmişti. TBMM’nin kararı ile 1 Kasım 1922 tarihinde Saltanat kaldırılınca, sadece Halifelik sıfatı kalan 6. Mehmet (Vahdettin) 17 Kasım günü İngilizlere sığınarak, Malaya adlı bir savaş gemisiyle ülkeden kaçmıştı. Bunun ardından 20 Kasım 1922’de İsviçre’nin Lozan kentinde, Birinci Dünya Savaşı’nın galibi İtilaf Devletleri ile İsmet Paşa başkanlığındaki Türk Heyeti arasında barış görüşmeleri başlatıldı. Ancak, görüşmeler çok çetin geçiyordu. Emperyalistler, kendilerine Osmanlı Devleti tarafından tanınan ayrıcalıkları (kapitülasyonları) şimdi de TBMM’den koparmaya çalışıyorlardı. Bunu elde edemeyince üzerimizde psikolojik baskı kurmak için, Şubat 1923 başında görüşmelere ara verdiler.
Ben genelde garsonlara öncelikle nereli olduğunu sorarım. Söylediği yerle ilgili bir-iki şey söylerim. Tanıdığım biri varsa, ondan söz ederim. Böylece kısa sürede garsonla dostluk kurarım. Bunun çok yararını gördüm. Subay gazinolarında generallerden; düğün yemeğinde, düğün sahibinden daha iyi ağırlandım. Çok pahalı Restaurantlarda beklediğimin çok altında hesap ödedim.

Fotoğraf: Özlem
Deneyin, siz de yararını göreceksiniz. Bu arada, unutmadan bir uyarıda bulunmak istiyorum. Sakın paranıza yada patrona güvenip garsonlara kötü davranmayın, yanarsınız… En bayat yiyecekler önünüze konur ve sonunda unutamayacağınız bir kazık yer, üç kat fazla hesap ödemek zorunda kalırsınız…
Bu soruya verilecek yanıtların çok farklı, hatta birbiriyle çelişen niteliklerde olabileceğini düşünüyorum.
Turizmciler, belediyeler, ticaretle uğraşanlar, inşaat şirketleri, çevreciler, öğrenciler, gençler, bilim insanları, sanatçılar ile mimarların hayalleri birbirleriyle ne kadar örtüşüyor? Kentin bu değişik toplumsal etki ağırlıklarına sahip sosyal grupları için EXPO aynı anlama mı geliyor?
Yoksa yeni çıkan trendleri yansıtan kıyafetleri kendisine yakıştırması mı? Ya da giydiklerimiz “bizi” mi yansıtıyor yoksa “olmak istediğimizi” mi?

Fotoğraf: Dreamer
Bence, moda; kitleleri peşinden sürükleyen akımdır. Bir ortama özgü ortaklaşa yaşama, davranma, düşünme biçimi, yeni olan her şeye bağlanan bir gerçek… Çünkü modanın bulunmadığı bir yerden, etkilemediği bir davranıştan, zaman diliminden ya da toplumdan söz edilemez. Tarihçiler bütün toplumlarda takıların ve giysilerin süsleyici bir özellik taşımanın yanı sıra zenginliği, benimsenmiş olan dini ya da toplumsal durumu belirten simgeler olduğunu ortaya koymuşlardır.
(daha fazla…)
EXPO NEDİR?
Latince kökenli “Exposition” sözcüğünün kısaltmasıdır. Türkçe karşılığı “sergi”dir. Uluslararası Sergi ya da Dünya Sergisi anlamında kullanılmaktadır.
50 yılı aşkın süredir dünyanın farklı kentlerinde düzenlenen EXPO; kültür, tarih ve eğitim Olimpiyatları olarak nitelendirilebilir.

Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) tarafından organize edilen EXPO’lar dünyanın en kapsamlı ve görkemli evrensel organizasyonlarıdır. Sergilerde, farklı ülkelerin çok çeşitli ürünleri bir araya getiriliyor. 5 yılda bir düzenlenen Expo’lar en az 3, en çok 6 ay süreyle açık EXPO’lar alışık olduğumuz anlamda bir ticari fuardan çok kültürel bir etkinliktir. Ürün satışından öte; ülkeler kültürlerini ve deneyimlerini ortaya koyarak bu fuarda etkinlik gösterir. Olimpiyatlar ve Dünya Kupası ile karşılaştırdığımızda üzerinde kurulduğu alanın boyutları, yapılan yatırımların hacmi ve ziyaretçi sayısı nedeniyle onlardan çok daha büyük bir organizasyondur. EXPO, düzenlendiği ilin ve ülkenin ekonomisine büyük katkı sağlıyor. EXPO yalnızca bir kenti ya da bölgeyi değil tüm ulusu etkilediği için ülkenin projesidir.
(daha fazla…)
Ülkemizde, teknelerinde yabancı bayrak dalgalandıran ama sahipleri Türk kalanların bunu nasıl başardıklarının araştırmasını yaptım. Çünkü böyle bir durumda Türkiye maliyesine bir kuruş bile vergi ödemiyorsunuz. Ama diğer tarafta Türkiye’den tekne satın alıp gezmek isteyen bütün vergilerini tıpış tıpış ödüyor ve aslanlar gibi Türk bayrağını teknesinde dalgalandırıyor.

Fotoğraf: Yıldırım Danışman
İzmir gece hayatının sessiz ve sakin başladığı 2008 kış sezonunun ateşi yavaş yavaş çıkmaya başladı. İddialı hazırlanan, tomarla para ödenerek, dekorasyonu, ismi, tarzı, işletmecileri değişen mekanlar, bir gün o tarafta bir gün ise bu tarafta gözü paradan başka bir şey görmeyen şarkıcılar. Aslında şampiyon belli de ikincinin kim olacağını herkes soruyor.

Votka, viski, tekila şişelerinin aynı buz kovası içinde durduğu sözde localarla ne pavyon, ne de gazino diyebileceğiniz arada kalmış canlı müzik mekânları. Disko kelimesi tarihin sarı sayfalarında yerini alırken bir türlü var olamayan “club” trendi ve “ona buna bulaşmayayım” mantığındaki ara mekanlar (nasıl anlıyorsanız) öyle.
İstanbul’dan İzmir’e yerleştiğimizde beş yaşında küçük bir kızdım. İlk gözlemlediğim güneşin bile farklı parladığıydı. Bu muhteşem kentle o zamanlardan aramızda bir gönül bağı oluştu. Şimdi bile nereye gidersem gideyim dönüşümde o bildiğim yuvaya gelmenin güven duygusunu yaşarım. Beni ve insanlarını kendisine bu kadar derinden bağlamasının sebebi, kültürel çeşitliliği ve yaşanmışlıklarının her köşede karşımıza çıkması belki de…

Fotoğraf: Yıldırım Danışman
1907 yılında Nesim Levi Bey’in yaptırdığı tarihi Asansördeki sokakta, sakız evlerindeki yaşanmışlıkları duyumsarım. Konak’ta Saat Kulesi’nin önünden geçerken, 1901 yılında 2. Wilhelm’in hediye ettiği saati takan ustaların çalışmalarını görür gibi olurum. Kadifekale’den İzmir’e bakarken Büyük İskender’in gördüğü ilahi bir rüyayla burada ikinci kez hayat bulan kentimizi düşlerim.
(daha fazla…)







