www.daha.net

izmirLife – izmir kent günlüğü

izmirLife – izmir kent günlüğü header image 2

Ege’de Pide

Mayıs 27, 2010 · 2 Comments · Gezerken, Nilüfer Veldet

Keyfim, ben, sen ve yol…

Yola çıkmak heyecanlandırıyor. Bugün oldukça heyecanlıydı. Heyecanı sezdik mi ne, cd çalara pulp fiction sondraci yerleştirdik. Yolda iyi gidiyor tavsiye ederim.

Yarımada turlama sezonunu açtık.

Otoyol bildiğiniz otoyol, kekik kokuları, lacivert deniz ve karşıdan karşıya geçen kelebekler…

Her zaman saptığımız Urla sapağını es geçtik. Karaburun sapağına kadar geldik. Duble yolları aştık. Yüksek Teknoloji’nin orada yol çalışması vardı. Labirentin arasından dolaşır gibi direksiyonu hızla sağ, hızla sol yaparak Gülbahçe yoluna girdik. Bu kıvrımlı yol acayip hoşuma gidiyor. Takır takır ses çıkarması, hızla dönülen virajları, yokuşu ve yokuş aşağı giderken gaza basmak. Epey bi eğlenceli…

Tüm bunlar yol  falan eğlenceli de, ne yazık ki,  Gülbahçe, Balıklıova, Mordoğan, üçlemesi sarmıyor. Karaburun ehhh şöyle böyle. Ama şu yukarıda saydığım üçleme bi düzensizliğin, bi kaosun temsilcisi sanki.

Güzelim yol kenarındaki  kıyı şeridine korsan balık çiftlikleri yapmışlar.

Denizin içinde yemleme sistemi ile balık yetiştirmek. Iyyyy dedirtiyor insana. Dolayısıyla, sıra sıra balık lokantaları açılmış. Kültür çipurası ızgara yapıyorlar. Denize nazır kültür balığı  yemenin de tadı bi başka olmalı!!!

Sanki balık kokulu tavuk gibi. Allam gücüne gitmesin ama eti de pek bi yavan. Kayış gibi. Yenmiyor işte.

Bu kadar kültür çipurasını övdükten sonra, yenilmez! Yiyemez insan. Boğazından geçmez yani. O yüzden midelerde zil çalmaya başlamışken, tırım tırım pideci aradık.

Balıklıova’da bulduk.

Avuç içi kadar Balıklıova’da bi park yeri yok. Sanki Gündoğdu Meydanı’nda park yeri arıyoruz.

Nihayet bi yer bulduk. O da şu yukarda öve öve bitiremediğim çipura balıkçı lokantasının park yeriymiş.

Siz siz olun, sezon henüz yeni açılmışken bi beldeye gitmeyin. Adamlar çakal gibi üstünüze atlıyorlar. Ehhhh dedirtiyor insana.

Adam çıkmış hemen içeri buyur ediyor, gözlerinde TL işaretleriyle. Arabayı park ettik ya!

Direkt sizin dükkâna gelmedik dedim.  O kadar politikanın inceliklerini izlediğimiz halde bende nedense politikadan eser yok. Bla bla bla…

Pideciye süzüldük. Bu kadar mı bakımsız, bu kadar mı pis, bu kadar mı düzensiz olur? Leş gibiydi. Her şey de parayla değil ki. Al eline kardeşim bi deterjan yıka pakla şartla şurayı.

Hesabı çekmesini biliyorsun ya!

Çok kızdım çok.

Pideci yöre insanı. Kışın buralar sessiz ve tenha olur. Yeni yeni insan geldiğinden ve bizden başka müşteri olmadığından sahipleri çevirdiler sandalyeleri bizi seyrediyorlar. La havle illa billa  – bu deyimin de sonu nedir? hep unutuyorum- bilenler okuyormuş gibi yapsın, bilmeyenler şansına küssün.

Ne diyordum? İnsan birileri bakarken de yemek yiyemiyor. O kadar aç olduğum halde pideci hanım pideyi fırında kürekle –hışır hışır hışır- diye çevirirken, o kürek sanki midemi kazıdı.

Kazıdı da ne oldu? Yarısını bıraktım. Boğazıma durdu resmen. Aaaa ama ayıp derler adama. Ben de dedim.

Hemen kalktık ve fonda pulp fiction, Urla yolları duble asfalt deyip, bastık gaza.

Gene eleştirel gözlüklerimiz takılı:

Urla çarşısının göbeğinde garabet bi AVM yapılıyor.Temeli uzun yıllardan  beri atılı duruyordu da, şantiye törenle vatana millete açılmış. Kamyonlar, beton karma araçları,  heyula gibi yolu kaplıyor. Urla Urla olalı böyle zulüm görmemiştir. Bi trafik ki, ıyyy.

Medeni bi insan gibi park yeri aradık. Öyle maganda gibi aracı alışveriş yapacağımız dükkânın önüne fütursuzca bırakıp alışveriş yapmayanlardanız.

Aradık taradık, bi tane boş yer yok. Bi yerde boş bi park alanı bulduk. Meğer Cem AVM diye, plastik ve 5. sınıf Çin malları satan bi dükkâna pardon AVM ye aitmiş! Park yerinde iki araç olmasına rağmen, adam dakika tutuyor. 10 dakika durursan bi plastik saksı, 20 dakika durursan bi plastik leğen, 45 dakika durursan 4 sandalye masasıyla, 1 saat durursan şemsiyeli bi şezlong almak zorunda kalırsın diye. Park yeri tarifesi!

O anda Cüneyt Arkın abim olsa da şunun üzerine bi uçsa, bi uçsa diye içimden geçirmedim değil.

Bittabi ki bastık gaza. Urla’yı tekrar fethedip, alacaklarımızı aldık.

Benim yolum ağaçlı yol. Burası öyle güzeldir ki, of off offff dedirtir insana. Giderken sol tarafta enginar tarlaları, sağ tarafta yine yeşil tarlalar, ağaçlar ve bazı da görgüsüz Amerikan mimarisine öykünerek yapılmış, girişi sütunlu malikâneler.

Gelinkaya’da ne yapılır? Ne yapılacak: fonda Türkçe sözlü hafif müzik, görselde lacivert deniz, denizde bi yelkenli aheste akarken, yeşil küçük adalar, kıyıda yüzen martılar, yakın ufukta İzmir silueti izlenir. Manzara zihne kazılır, iyot kokusuyla birlikte. Tabii Urla denince kafiyesi bira, biranın arkadaşı kızarmış patates de yenir.

Bir yerde fazla oturunca hafakanlar basan biz, hemen yola çıkarız.

Bi yere ulaşmama isteği ile, yolda olmak ve gitme halidir bizi bizden alan, götüren alemlere…

··

2 Yorum

  • Özgür

    Balıklıova’ya kadar gidip oradan geri dönmek hata olmuş. Madem açsınız ve canınız balık çekti, istikamet direkt Karaburun olmalıydı.

  • Nilüfer

    önümüzdeki günlerde:)

Gönlümüzde bir iz bırakın!

Evleniyor musunuz?