Size selamlarımı saygı ile sunarken yazıma başlıyorum ve sizin de bilmukabele dediğinizi duyuyorum.
Son günlerde yoğunum. Sürekli dışarı çıkmam gerekiyor. Kâh arabayla, kâh metro ile. İşte araba ile çıkacağım günlerden olan “O” gün, bir baktım ki bizim arabanın önüne simsiyah ve camı dahi siyah olan woswogen minübüs park etmiş. Minibüsün üzerinde çeşitli antenler falanlar filanlar var. Orada neler oluyor? diye kendi kendime sordum. CSI dizisinin plâtosu mu olmuştu bizim mahalle? Derken sağa sola bakmaya başladığım sırada, bakkal Aytekin dükkânının önüne çıktı.
–Aytekin mahalledeki herşeyi bilir – O yüzden “Aytekin bu minibüs kimin?” dedim. Dediğim anda da Aytekin’in “piyasa bozuk, piyasa bozuk, piyasa bozuk” diye söylendiğini duydum. “Hayrola Aytekin iyi saatte olsunlar ziyarete mi geldiler?” diye sordum. Aytekin “yok be aeblaa, artık şarkı sözü yazmaya başladım. Her sanatçı gibi; kendimden ve ülkemde olanlara kayıtsız kalmayarak, olaylara duyarsız olmadığımı ifade ediyorum. Bi nevi dışa vurumcuyum” dedi. “Ahhh Aytekin’ciğim keşke içe vurumcu olsaydın da senin bu güzel şarkı sözünü duymamış olsaydım” dedim. Gözlerini pörtleterek “ne dedin seynnn” dedi. “Üffff yaa Aytekin, içinde sakla bu şarkı sözünü, bi duyan falan olur, eser hırsızlığı olur, şarkıyı notere onaylattın mı?” dedim. Aytekin ne demek istediğimi anladı. Zıpttt o esnada hemmenn sustu. Aytekin bana “aeblaa kimseye söyleme, bu eserimi Sezen Aksu’ya göndericem” dedi. Derin manalı bakışlarımla başımı salladım. “Sezen hanım bunu havada karada kapar, ammmaa keşke piyasa bozuk olmasaydı” der demez devirdiğim çamlar gözümün önünden yuvarlanarak geçti. Sonra da durumu toparlamak için, “yok yafuuu Aytekin yanlış anlama, bence çok züpper bi şarkı olur, piyasanın bozuk olmasına rağmen piyasanın tozunu attırır” dedim. Aytekin çok mutlu oldu. Offf gene sevgi kelebeği oldum ve Aytekin’i mutlu ettim…
“Aytekin’ciğim bu acayip minibüs kimin acaba? Önümden biraz çekilse de yolumuza gitsek” dedim. “Yan apartmana git 3 no’lu dairenin zilinde “Aslan Var” yazıyor, onu çal. Onların O minibüs” dedi. Benim dilim tutuldu. Aaaaa aaaa dedim. Aytekin “gitsene” dedi. Ama bu minibüs, zilde “Aslan Var” yazıyor, korktum ben dedim. “Yaaa korkma O kapıdaki isim ve soyadı bizim Gülnihâl Abla’nın kocasına ait” dedi. Offff bi rahatladım kiiii. Gülnihâl Abla soyunun Osmanlı’ya dayandığına iddia eden ve Osmanlı olduğunu kanıtlamak için “geloorum, gidoorum, yapooruumm, edooruum” diye konuşan gül gibi bir hanımzade. İzmir’e evlilik dolayısıyla yıllar önce tayin olmuş ve şimdi burada kalmış. Yıllar önce evlendiği beyzadesi ile evliliği çoktan bitmiş, şimdi çok seçmeli evlilikler yaparak yaşamını sürdürmekte, renklendirmekte…
En son 6 ay önce evlendiği beyzadesinin adı soyadı “Aslan Var” imiş. Beni bi gülmek aldı ki. Zili güldüğümü belli etmemeye çalışarak çaldım. Damat Aslan Bey çıktı. “Pardon arabanızı azbiraz çeker misiniz? Çıkmam gerekiyor” dedim kibar kibar. Damat Aslan Bey sulu zırtlak bi şeydi. Xray bakışlarla beni süzdü. Ben de ona gözlerimi kısarak ennnn ters bakışımla baktım. Hiç hoşlanmadım. Osmanlı soyundan geldiği için kafatası ile övünen Gülnihâl Abla’ya bu eşi hiç yakıştıramadım. Neyse o da kendisine belli bir süre sonra yakıştırmaz sanırım.
Sonra ben yoluma gittim. Yolda amma da acayip adlar ve soyadlar olduğunu düşündüm. Ama damat Aslan beyzadenin isminde eksiklik olduğunu hissettim. Onun göbekadı Dikkat olmalıydı. O zaman zilde de “Dikkat Aslan Var” yazıyor olurdu. İnsanlar daha bi tedbirli olurdu kanımca Aslan beyzadeye karşı. Sen “Var” soyundan gelensin, neden büyük düşünmedi annen ve de baban. Ya da sana bu ismi yakıştıran hangi aile büyüğü ise.
Size daha önce benim bi ablam var diye bahsetmiştim ya. O çalışma hayatına 657 li olarak başlamıştı. 657 li olduğu günlerde bir gün eve gelince; bugün çok komik isimli biri geldi: Kiraz Kurt demişti. Bu Kiraz Kurt isimli vatandaşı ben hiç görmediğim halde hiçççç unutmamıştım. Ve hâlâ da unutamıyorum.
Uzun lafın kısası; daha ne isimler ve soyadları var: Hayat Güzel, Faiz Durmaz, İmdat Yeter, Kuzgun Kuşkan, Olgun Portakal, Bilgi Sayar….
Şimdi bu yazımı okuyup da bana yorum yapacak sayın okuyucu, aklınıza terbiyesiz ad ve soyadlar gelirse densizlik yaparak yazmayın. Uyarıyorum, valla çok pis kızarım.


İlk sözü siz söylemek ister misiniz?
:)