İzmir’de muhteşem bir kadro var.
Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Murat Gök, emniyet ve jandarma teşkilatının çok başarılı olduğunu vurgulayarak bu ekibin kentin en önemli şansı olduğunu söyledi.
Sevilmek yerine korkulmayı tercih eden biri Savcı Murat Gök… Bunun işinin gereği olduğunu söylüyor. “Tarzım” dediği, “hayat kurallarını” daha 8-10 yaşlarındayken belirlemiş. Masum, zayıf ve haklı bulduğu “küçük çocukları” döven “büyük çocuklar” karşısında onu bulmuş… Bugün yürüttüğü operasyonların çerçevesi daha o yıllarda belirlenmiş aslında… Güçlünün, “gücünü” kullanarak haklıyı ezmesine tahammül edemeyen savcı, şimdi yaptığı işlerin mantığının da aynı kapsamda yürütüyor. Arkasında iyi bir ekibin olması ona da güç veriyor. Kendisi de kadroyu “muhteşem” olarak tanımlıyor. Dün başlayan röportajımız, operasyonların detayları ve Savcı Murat Gök’ün hayatından kesitlerle devam ediyor.
-Birini aylarca dinleyip istediğiniz bilgiye bir türlü ulaşamamanız, sizi sinirlendiriyor mu?
-İnsanlar telefon dinleme olayını çok büyüttü. Adeta toplumsal fobi haline geldi. Hiçbir şey sanıldığı gibi değil.
-Olur mu hiç… İnsanların özel şeylerini dinliyorsunuz
-Özel konular tutanak altına alınıp yok ediliyor.
-Gözaltına aldığınız kişiyle görüşen konu dışı insanların anlattığı özel konuları da dinlediniz…
-Buna yarar zarar dengesi olarak bakmak gerek. Bu tedbiri uyguladığımız için o kadar çok insanın canı kurtuldu ki.
-Canı kurtulmak?
-Takip ettiğimiz çete birine eylem yapıp öldürecek. O kişinin öldürülmesini engelliyoruz. Kendileri kurtulduğunu bilmez, ayrı konu.
CÜRET EDEMEZLER
-Tehdit alıyor musunuz?
-Beni tehdit etmeyi düşünmek bile kimsenin aklının ucundan geçmez. Bunu düşünmeye bile cüret edemezler.
-Gözaltına alınıp, tutuklanıp, cezaevinde gönderilen kişi sonra serbest bırakılıyor. Bu durumda da ‘Madem suçsuzdu neden cezaevine gönderildi’ eleştirisi yapılıyor.
-Mağduriyetleri önlemek için titiz çalışıyoruz. Operasyonun planlaması dahi 15 gün sürüyor. Soruşturmaların ortalaması ise yaklaşık 1 yıl. ‘En ufak bir şey bulduk, hadi operasyon yapalım’ demiyoruz ki. Süreç, ciddi bir çalışma yapıldığından uzuyor. Titiz, ayrıntılı, olabildiğince delillendirme çabasından…
-Ama kişi ‘damgalanıyor’. Hapse girdiği için bütün hayatını etkileyecek şekilde psikolojisi bozulabilir. Sonra da serbest kalıyor.
-Temel bir yanlış var. İnsanlar, kişi gözaltı ya da tutukluluk halinden sonra serbest bırakıldığında, masumluğunun anlaşıldığını sanıyor. Hayır. Tutuklama tedbirdir. O tedbire ihtiyaç varsa ve ihtiyaç duyulduğu sürece uygulanır. Bu, kaçma ve delilleri karartma sürecidir. Sonra da yargılamaya devam edilir. Cezasını, yargılamanın sonucunda alır. Tutuklanmaması veya salıverilmesi suçsuz olduğu anlamına gelmez. Tahliyesi beraat anlamında değildir. Tutuklanmayınca ya da bir süre yatıp çıkınca ‘Aaa masummuş’ deniyor. İlelebet tutuklu kalacak diye bir şey yok. İnsanlardaki bu psikoloji kırılmalı.
MUHTEŞEM KADRO
-Biri bitmeden diğeri başlayan operasyonlarda zorlanmıyor musunuz?
-Bunlar sadece Murat Gök olayı değil. İzmir’de çok iyi bir emniyet ve jandarma teşkilatı var. Özellikle de organize suçlarda… Seçilerek oraya konmuş gibi en tepesindeki isimden, hassas yerdeki kişilere kadar herkes çok başarılı. Bu, İzmir için şanstır. En küçük sızma ya da hata işi sabote eder. Bugüne kadar yapılan operasyonlarda hiçbir yanlış olmadı. Muhteşem bir kadro var.
-Peki isimleri nasıl bulunuyor?
-Olayın özelliğine göre belirliyoruz. Konunu neye benzediğine bakıyoruz.
Sarmaşık çok geniş kollu bir olay olduğu için kondu. Arı kovanının, dışarıdan görünen yüzünde pek bir şey yoktur. Ama içine girdiğinizde iş değişir. Arı kovanına çomak sokmak gibi.. Bir anda her şeyin dışarı yayılması. Yengeç, çok yavaş, itinalı, sessiz hareket eden bir hayvandır. Bazen hareket ettiğini farkına varmazsınız.
-Sizi operasyonlarda en çok ne şaşırttı?
-Operasyonlarda çıkan her şey çok şaşırtıcı. Şaşırtan ve öfkelendiren ise Kaynaklar’daki ilköğretim okulu müdürüydü. O müdür, 7-12 yaş çocuklarla ilgileniyor. Bilgisayarından ise bu yaştaki çocukların pornosu çıktı.
-Operasyondan bir gün önce gece yatağınızda ne düşünüyorsunuz. Ertesi gün birilerinin hayatını değiştireceksiniz.
-İşimi yaptığımı düşünüyorum. Gerilmem. Vicdani bir sorgulamadan bahsediyorsunuz hayır böyle bir sorunum olmaz. İşlem yaptıracağım kişilerin masum olduğunu düşünmüyorum ki.
BÜYÜKLERİ DÖVERDİM
-Dinlenmek için ne yapıyorsunuz?
-Deniz, doğa, güzel keyifli bir yemek, arkadaşlarla sohbet…
-Hiç içinizden ‘dağıtmak’ gelmiyor mu? Şöyle bir bara gideyim, eller havaya müzik dinleyeyim diye…
-Dağıtmak tarzım değil.
-Siz nasıl neşelenirsiniz?
-Güzel bir komedi filmi izlediğimde neşelenirim. Güzel bir manzara, ortam, sohbet beni eğlendirir. Benim öfkelerim de sevinçlerim de kontrollü ve dengelidir.
-Bunu yapmak çok zor değil mi?
-Hayır, keyifle yapıyorum, zor gelmiyor. Tarzım bu.
-Siz hep böyleydiniz değil mi?
-Evet.
-Çok küçük yaşta karar vermişsiniz bu işi yapmaya. Hatırladığınız ilk haksızlık ne?
-8-10 yaşlarındaydım. Büyük çocuklar küçük çocukları döverdi. Ben de gider büyük çocukları döverdim.
-Siz de çocukmuşsunuz
-Evet ama onlar bizden daha küçüktü. Masum, zayıf ve haklıydılar. Güçlü, gücünü kullanarak haklıyı eziyor. En tahammül edemediğim şey. Şimdi yaptığım işlerin mantığına bakarsanız aynı şey çıkar ortaya.
-Helikopterle operasyon yapan biri olarak aksiyon filmlerini izlerken ne hissediyorsunuz?
-Çok izlemem. Eğlenceli, sonu esrarengiz biten filmleri severim. Altıncı His filmi mesela… Bilim kurgu ve bazen duygusal filmleri de izlerim.
-Duygusal film mi? Hayret!
-Bazen oluyor…
-Neydi mesela en beğendiğiniz duygusal film?
-Titanic.
-Neyi yapınca ‘başardım’ diyeceksiniz?
-Bana hep, ‘Bunlar riskli işler, her şeyi değiştiremezsiniz’ diyorlar. Her şeyi değiştiremem ama değiştirebileceğim her şeyi değiştiririm. Don Kişot’luk değil, sorumlu yurttaşlık… Benim dünya anlayışım bu. Bu işi yaptığım sürece öyle olacak.
-Meslek hastalığınız nedir? Gazete okurken ‘Trilyonluk proje yapıyor, şu işe el atayım’ diyor musunuz?
-Şüpheli bulduğumuz olaya bakarız tabii. Meslek hastalığı derseniz, her olaya şüpheli bakmak.
-Bu durum özel hayatınıza yansıyor mu?
-Çok fazla değil. Kişisel şüphecilik insanın psikolojisini bozar. Mesleki şüphecilik farklı. İnsan bir şeylere güvenmek durumundadır.
-En çok kime güvenirsiniz?
-Kendime.
-İnsanın egosunu nasıl etkiliyor bu meslek? Aynaya bakınca ne görüyorsunuz?
-Megaloman değilim onu kastediyorsunuz. Psikolojimin değiştiğini sanmıyorum bundan önce neysem şimdi de oyum. İnsanın bir meslek duruşu vardır. Kişisel ilişkilerimde normal bir insanım. ‘Ben şunu yaptım, şöyle durmalıyım’ demek mantıksız olur ve etrafınızdaki insanları yitirirsiniz.
-Ne yapınca pılıyı pırtıyı toplayıp kaçmak gerekiyor sizin yanınızdan?
-Kabalık ve ukalalık.
-Tamam biri ukalalık yaptı. Çok sinirlendiniz. Tepkiniz ne oluyor?
-Genelde sesimin tonu çok fazla yükselir ve yumruğumu masaya vururum.
-Kim olursa olsun mu?
-Elbette.
-Ya sevdiğiniz birisiyse?
-Sevdiğim birisiyse neden aramda böyle bir tartışma olsun ki?
-Ukalalık yapabilir size.
-Benim ilişkilerim mesafelidir. Ukalalık yapılacak bir ilişkiye ne iş ne özel hayatımda girmedim.
-Ya bir gün çok sevdiğiniz birinin suça karıştığını anlarsanız…
-Kafasını koparırım, tabiri caizse… Benim çevremdekiler bunu kesinlikle bilir. Böyle bir şeye kenarından karışırlarsa diğerlerine yaptığımdan daha şiddetli şekilde gereğini uygularım. En küçük şekilde içim sızlamaz.
-Bu kadar tavizsiz misiniz herkese?
-Evet.
-Genel anlamda korkulan biri olmak size kendinizi nasıl hissettiriyor?
-Yaptığımız işin doğası gereği bu. Bizim yaptığımız iş, işlem yaptığımız insanları memnun etmiyor. Hayatlarını alt üst ediyor. Dolayısıyla çok sempatik biri olmuyorsunuz. Yaptığınız işin ağırlığı gereği öyle de olmaması gerekir. O anlamda ’sevgi’ mi ‘korku’ mu derseniz. Korkuyu tercih ederim. O anlamda çok da rahatsız değilim.
Röportaj: NİL KUYUMCU AKSÜYEK / Yeni Asır


İlk sözü siz söylemek ister misiniz?
:)