
Eski Fransız futbolcu, şimdiki UEFA Başkanı Michel Platini futbolcuların astronomik ücretlerine tavan sınırı “Salary Cap” getirilmesi gerektiğini söylemiş. Harika bir düşünce!.. Bu öneriyi ciddiye alan Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu da, Turkcell Süper Lig’deki takımlar arasında maddî açıdan çok büyük farklar olduğunu ve bu fark yüzünden kulüpler arasındaki yarışın adil olmadığını söylemiş…
Bu haberi duyar duymaz, yazmakta olduğum şu yazı, bir anda kendi kendini yazdı zihnimde. Yerimden zıpkın gibi fırlayıp bilgisayarımı açtım. Aklıma ilk gelen kişi Fenerbahçe’nin Brezilyalı futbolcusu Roberto Carlos idi. Hemen yaşam öyküsünü araştırmaya başladım. Bulduklarımı kendi yaşamımla karşılaştırdıkça isyanım giderek arttı. Sonuç aşağıdaki mektup:
Değerli Roberto Carlos da Silva Rocha,
Sen doğduğun gün, ben yüksek okulda İngilizce, İngilizce öğretmenliği ve pedagoji öğreniyordum.
Sen 3 yaşındayken, ben Türkiye’nin 65 kentini arabalı turistlerle dolaşmış, ülkemin ve diğer ülkelerin kültürleriyle hemhâl olmuştum.
Sen 7 yaşında Sao Paulo‘nun mahalle sokaklarında o ufacık lastik topun peşinde koşarken, ben Noam Chomsky‘nin Dil Felsefesi’ni öğrenmekle geçiriyordum vaktimi.
Sen 15 yaşında sevgili baban Oscar Carlos’un atletizm yarışlarında aldığı madalyalarla övünürken, ben Milli Eğitim’den ve British Council’den aldığım başarılı eğitmen/öğretmen takdirnameleriyle övünüyordum.
Sen 19 yaşında profesyonelliğe Palmeiras futbol takımında başladığında, ben Londra’daki British Museum’da “Bizans sikkelerinin İskandinavya’da ne işi vardı?” başlıklı bilimsel konferansı dinliyordum.
Sen 1996 yılında Real Madrid’e transfer olup dolar milyoneri olduğunda, ben insan beyni üzerine yaptığım uzun araştırmamı bitirmiş, “Beynin Kimliği” adlı kitabımı yazmaya başlamıştım.
Sen 2000 yılında İspanya’daki “cennet köşkü”nde kulüp arkadaşlarınla gülüp eğlenirken, ben 3 yıllık okumalarımı bitirmiş, insanlığın 40 bin yıllık inanç tarihini “İnanç Fırtınaları” adıyla kitaplaştırmaya başlamıştım.
Sen 2007 yılında tükenmeyecek bir servete sahip olarak Fenerbahçe’ye transfer olduğunda, ben beşinci kitabım “400 Soru-Yorum”u bitirmiş, altıncıya başlamıştım.
Sen 2009 yılının 7 Şubat günü 563’üncü profesyonel maçını oynamış, 65’inci kez fileleri havalandırıp izleyenleri ayağa kaldırmış ve 1 yıl daha Türkiye’de futbol oynamayı kabul ederek, milyonlarca dolar daha kazanmayı garantilemiş bir futbolcu olarak mukavele imzalamanın heyecanını duyumsarken, ben 630 TL emekli maaşıyla yaşamaya çalışan biri olarak, yedinci kitabımın iskeletini çıkarmış olmanın heyecanıyla doluydum.
Ve seni izlemeye gelen on binlerce kişi haftada 30–40 TL’yi rahatlıkla harcayarak, senin bu “bir eli yağda, bir eli balda” yaşamını sürdürmeni sağlarken, benim kitaplarımdan birine 10 TL ödeyerek, beyin emeğimi ödüllendirmeyi akıllarından dahi geçirmiyorlardı.
Şimdi durum değişiyor! Senin ve diğer futbolcuların cebine giren “orantısız kazançlar”ın büyük bir haksızlık olduğunu dile getirenlerin sesi yükselmeye başladı. Senden ricam emekli olduğunda, dünyanın neresinde olursan ol, hak etmediğin kazançlarının bir kısmını insanlığın kültürel evrimine katkıda bulunan kitaplara ve sanatın diğer meyvelerine harcamandır. Teşekkürle…
Sayın Platini. Siz çocukluğumun kahraman futbolcularından biriydiniz. Ne garip bir tesadüf ki, şimdi tekrar kahramanım olmak üzeresiniz.
Ey kahramanım! İnsanlığa kültürel ve teknolojik sıçramalar yaptıran bilim insanları zar zor geçinirken; tek işi fileleri havalandırmak ve insanları heyecanlandırmak olan futbolcuların, aşırı büyüklükte ve hak edilmemiş servetler kazanmaları en hafif anlatımla insan onuruna, bilim ve sanata saygısızlıktır!
Birbirleriyle ölesiye düelloya girişen Romalı gladyatörlerin mücadelelerini izlemek için arenaları dolduran halkın gözünde en erdemli kişiler o düelloları kazanan cengâverlerdi. O devrin kapanmasından sonradır ki insanlık kendini başta sanata, sonra doğayı gözlemeye, ardından bilime adamaya başladı.
2 bin yıllık devasa birikimlerden sonra aynı noktaya futbol sahalarında geri dönülmesinden, eski bir futbolcu ve şimdiki futbol büyüsünü sürdüren bir kurumun başı olarak utanç duymayabilirsiniz; ama en azından tüm ömrünü bilim ve sanata adayan insanların böylesine mahzun ve böylesine yetersiz maddî koşullarda çalışmalarını sürdürmelerine gönlünüz razı olmaMalı, diye düşünüyorum.
Eğer çağın insanlığını içine düştüğü açmazlardan kurtarmaya yardımcı olmak ve adınızı tarihe kahraman olarak yazdırmak istiyorsanız, çocuklarımızı futbolculara değil, bilim ve sanat insanlarına hayran olmaya teşvik edecek tedbirler alınız.
Tek yapmanız gereken de o “kahramanlar”ınıza hak ettiklerinden fazlasını verMeyecek bir sistem geliştirmek.
İnsan onurunu ayaklar altına almaya dur demenin zamanı gelmiştir?! Bakınız dünyadaki krizlere. Mesele sadece CEO’ların milyar dolarlık kazançları değil, ulusal kazançların ve emeğin karşılığının hakça dağıtılMamasıdır!
Saygıyla…


Merhaba Mehmet Bey, aramıza hoşgeldiniz:)) Futbola hiçbir zaman ilgi duymadığım gibi etrafında dönen bu uçuk rakamlar beni her zaman şaşırtmıştır. Ne yazık ki; durumda bu:(( Bir de teknik direktörlerin aldığı maaşı ise hiç anlayamıyorum. Çok güzel bir yazıydı… Selamlarımla:))
Ben bu kıyaslamalara pek katılamayacağım. Milyon dolarlar dönen bir sektörde aldıkları rakamın astronomikliği dışardaki gözlere batıyor. “Emeğin karşılığının hakça dağıtılması”nın da mümkün olduğunu düşünmüyorum, insanın doğasına aykırı bir durum olduğunu düşünüyorum. Yine de keyifli bir yazıydı. İlk yazınız olduğunu anlıyorum. Başarılar diliyorum. Kitaplarınızdan İnanç Fırtınaları dikkatimi çekecek bir esere benziyor. Nereden nasıl temin edebileceğime dair bilgi verebilirseniz sevinirim.
Mehmet bey, müthiş bir yazı fakat ; Roberto, futbolcunun tanrılaştırıldığı, siz ise yazarların çamurlaştırıldığı topraklarda doğmuşsunuz…. aradaki fark budur!!!!