Bu üçlemeyi severim. Pardon dörtlemeyi. Hem de ne sevmek… İsterseniz gazeteden başlayalım. İllaki gazeteyi gazeteden okumalı diyorum ben, nassı yani? diyorsunuz siz. Alternatif olarak internetten okumak var ki, hiç hoşuma gitmeyen beni sinir eden bi olaydır. Hele o tam okurken her şeyin sıfırlanıp tekrardan bütün boşlukların dolması bölümüne pek çok sinir olmaktayım İzmirlife.com sitesinin pek değerli okuyucuları. O anda car car söylenmekteyim.

Gazete illaki; mürekkebinin kokusu hissedilerek, sayfaları hışır hışır çevrilerek, bilmecesi çözülerek okunmalı. Tamam netten bedava okuyoruz ama gerçek gazeteyi de yabana atmayalım. Okuyoruz ondan sonra çöpe mi atıyoruz?
Burada koskoca bir hayırrrr diyorum ve başlıyorum anlatmaya. Eski gazetelerden neler yapılır. Çilingir sofralarına masaörtüsü olur. Cam bezi, yazın mısırcılara, dondurmacılara şepkeee olur. Kesekağıdı olur. Yeni yıkanmış arabaya paspas, camsız pencereye cam, perdesiz cama perde, badana yaparken yerlere boya sıçramasın diye koruyucu olur.
Gazetenin tek geçtiğim sayfası (okumadığım) spor sayfasıdır. Ehhh o sayfada tarafımdan okunmasın, eksik kalsın olur mu? Bence olur…
Gazetenin en okunası mekânı neresidir? Her zaman mümkün olmasa da vapurdur. Hele bir de İzmir’in en güzel vapuru “9 Eylül” e denk gelirseniz. Mevsim baharsa, gazetenizi alıp iskeleye gidersiniz. Diğer yolcularla vapuru beklersiniz. İnsanlar birikir de birikir. Kapılar açıldığında hiç kimse yürüyerek gitmez. Amuda kalkıp mı giderler diyeceksiniz. Yine kocamannn bi hayırrr. Herkes hurrrraaaa koşturarak gider. Amaç bellidir. Güvertede yer kapmak.
Ohh kaptık yerimizi. Gazetemizi aldık. Aaaa unuttum simitte aldık. Güvertede güzel bi yere oturduk, gazetemi açtım. Biraz okumaya başladığım sırada çaycı geçer. Çay içmek lazım. İçmemek başağrısı yapar. Gazetem çıkan imbat rüzgarında hoppala zıppala “rap” yapmaya başlarken, ben onu okumaya çalışırım. Bi yandan da çayımı höpürdetirim. Simit yemem. Onu kendime almadım. Çocukken en kolay çizdiğim (m) harfi şeklinde olan martılara atarım. Atmazsam ne olur? Peşime takılırlar, sanki ben simit satıcısıymışım gibi arkamdan sürü halinde “simit, simittt, simitçiii baksana, bi simit atsana” diye carıldarlar. İçimden söylenirim “iyi bi de bağarayım simitçiii, simitçi geldi” diye. Ama carıldaklara bağırmana gerek yoktur. Onlar ekmeklerini yolculardan çıkarırlar. Konak Karşıyaka arasında sefer yapıp dururlar. Kimbilir günde kaç kez kanat çırparlar, kaç sorti yaparlar. Atarım simitlerini lokma lokma. Birazdan içeride satışını yapmış olan “şu elimde görmüş olduğunuz; bıçak, limon sıkacağı” satıcısı gelir. Ondan da çok masrafa girerek 1 teleye, mutfak aleti alırız.
Carıldak martılarla satıcı, dikkatimizi dağıtmıştır, çoktan. Bu sefer demirlere yaslanıp, küçüklüğümden kalma oyunumu oynamaya başlarım. O sırada kimse benim oyun oynadığımı bilmez. Sanırlar ki “karadenizde gemilerim batmış.” Oysa ben vapurun denizi atlas bi çarşafı yırtıp da, püsküllenen iplerine benzeyen beyaz köpüklerden birini tutarım. Tuttuğum köpük inanılmaz bi hızla geçmişte kalır. Bir an bakarım. Bi süre sonra görünmez olur. O zaman başka köpüğü tutarım. Başka, başka, başka, oyunlar oynarım.
Otururum biraz. Bacaklarımı demirlere uzatırım. Güneş ve rüzgâr yüzümde dans eder. Tam onun keyfini çıkarırken bi ses duyulur. Vuuutttt.
Vapur da Karşıyaka iskelesine yanaşırrrr…


ne büyük nimettir deniz insanlar için.. gazete okumanın keyfini 4e katlar. çayın keyfini katlarr. gevreğin keyfini katlar. eh bü 4lü birlikte tadından yenmez oluyor tabi.. güzel izmirimin nimetleri. kıymetini bilenlere…
Sevgil Nilüfer Hanım,
Ne kadar güzel bir yazı bu böyle! Yazmamışsınız sanki karşınızdaki birisine bir şeyler anlatıyorsunuz, heyecanla. Hem gülümsetiyor insanı, hem anılara götürüyor hem de şimdiki zamanın güzelliklerini hatırlatıyor. Havalar ısınsa da Konak-Karşıyaka arasında vapurla gidip gelsem, yazdıklarınızı yaşasam diye sabırsızlanıyorum. Tabii fotoğraf makinemle de görüntüleyerek.
Ellerinize yüreğinize sağlık. İzmir Life yazar ailesine hoşgeldiniz! Saygı ve sevgiler.
canımcım,sen nereye gidersen ben oraya gelirim,bu seni sevdiğimi gösteriyor bak aradım buldum seni ve buradan da yorum yazıyorum,bu yazına zaten yorum yazdığım için,düşüncelerimi biliyorsun,,,,,,,,,kocaman sevgiler canım,,,,,,,verdiğin sözü unutmadın umarım,,,,,,,,,sevgilerrrrr
Nilüfer Hanım,
Yazınız çok güzel olmuş. izmirLife’a hoş geldiniz..
Yeni yazılarınızda buluşmak dileğiyle..
Ne de güzel anlatmışsın.İzmirde hiç vapura binmedim ama Kadıköy vapurlarıyla Karaköye yaptığım yolculuklara götürdün beni.O zamanlar daha delikanlıydık. Vapurdaki demli çayın mis gibi kokusu iskelede alınan simitin tadı bambaşkaydı o zamanlar.Simit bizimdi martılarla paylaşmazdık henüz Hatırlarmısın siz söğütlüçeşmede otururdunuz ama Söğütlüçeşme tren istasyonu daha yapılmamıştı neydi o günler.