Yıllar önce serin bir ilkbahar sabahı Polis Memuru Ali işine gitmek için hazırlanıyordu….
İşini çok seven Ali mutlu değildi. Çünkü çok borcu vardı ve zor geçiniyordu. Eşi taşradan gelmiş, şehir hayatının kendi içinde erittiği ve yozlaştırdığı insanlardan birisi olmuştu. Herşeye, herkese özeniyordu. Polis Ali eşinin maddi ihtiyaçlarını karşılamak için boş vakitlerinde dolmuş şoförlüğü de yapıyordu.
Çaresizdi.. Maaşı zaten azdı polis Ali’nin. İki çocuğuna bakmak onları okula göndermek, en önemlisi memleketinden çok severek kaçırdığı ve daha sonra evlendiği eşinin ihtiyaçlarını yetiştirmek zorundaydı.
Bütün bir gece uyumamıştı Polis Ali.
Eşi yatmadan önce yeni alacağı makyaj malzemesi için ondan para istemişti. Borcu arttıkça artıyordu. Yine borç alması gerekiyordu. Kahvaltı bile etmeden sabah erkenden evinden çıktı Polis Ali.
İzmir’in kenar semtlerinde iki katlı bir evin alt katında oturuyordu. Bahçeye geldiğinde artık kararını vermişti. Maaşının azlığından zaten istediği gibi bir hayat yaşamıyordu. Bıkmıştı bu hayattan.
Küçük oğlu iki gün önce kendisinden bir kitap istemiş ama parası olmadığından ne yazık ki alamamıştı. Bahçede bulunan odunluğa gitti.
Artık kararını vermişti.
Bu hayatta mutlu değildi. İpi boynuna geçirdi, çok sevdiği silahını öptü.. Şark hizmeti yaparken bir terörist gurupla çatışma sırasında kollarında ölen can arkadaşı Kemal’i düşündü. Eşi ve çocukları birbir gözünün önünden geçti.
İçerisi biraz karanlıktı. Sandalyeye çıktı ve hazırladığı ipi boynuna geçirdi ve “Allahım Beni Affet“ dedi
ve sandalyeyi ayaklarıyla itti.
Polis Ali umutlarıyla, özlemleriyle, sevgisiyle, insanlığı ile bu dünyadan göçtü.
Ardında bir eş, iki çocuk ve onu çok seven memleketinde yaşayan annesini bıraktı..
Bir de gözyaşı..


İlk sözü siz söylemek ister misiniz?
:)