www.daha.net

izmirLife – izmir kent günlüğü

izmirLife – izmir kent günlüğü header image 2

Anladın mı lan, yavşak?

Ekim 20, 2008 · 4 Comments · Aydın Sevinç

Hani o fotoğrafın var ya, en sevdiğim. Kalpaklı olanı, hani. Çelikten de sert, ipekten de yumuşak İzmir gözlerini diktiğin ufuklara. Çakmak çakmak, usul usul, yıldırımlarca kudretli.

Kar beyazı, ucu küçük üçgen kıvrığı gömleğinin üzerinde, ne de güzel durur altın iğneli kravatın hani. Siyah yelekli siyah ceketin, asaletinin; beyaz cep mendilinse masumiyetinin sembolü, yeminle söylüyorum, hem vallahi, hem de billahi.

Bıyıklarına düşmüş aklarda ihanetlerin, savaşların, yağlı kurşunların ve zaferlerin izi var.

Sana özenmiştim, biliyor musun? Oysa ki ben, kolay kolay birine özenmem. Ankara’mın üniversiteli yıllarıydı. Kafkasya eteklerindeki soğuk kuzey ülkesinden getirttiğim kalpağımla dolaşıp durdum. Kuzu derisi kalpağımın üzerine Anadolu karları yağdırdım.

Bir gün, büyükçe abiler girdi koluma, Sıhhiye köprüsünün hemen altında. Bense o anda, en ucuzu o olduğu için, yarım ekmek arası tavuk döner yiyordum, bol soğanlı. “Faşo musun lan, sen?” dediler. “Bu kalpakları, ülkücü faşistler takar kafalarına, görmeyelim seni bir daha buralarda…” Kıvrılıp gittiler, Dil-Tarih-Coğrafya’ nın soğuk taş duvarlı devasa binasına.

Çok değil birkaç ay geçti. Hava hala soğuk, yerde hala kar vardı. Otobüs beklemekteydim, Bahçeli son durakta, hani o Milli Kütüphane’nin hemen ardındaki geniş kaldırımda. Bu sefer yanıma, babam yaşında iki adam yanaştı. “Gel bakalım delikanlı, seninle konuşalım biraz “ dediler. Onları tanımadığımı söylesem, ne istediklerini falan sorsam da fayda etmedi. Beni, Kütüphane’nin bahçesine, tuttular götürdüler.

Ulan Allahsız! Ulan kitapsız, peygambersiz? Komünist olduğunu, bu başındaki Rus kalpağıyla belgelemek zorunda mısın lan?” Korksam mı, gülsem mi, ağlasam mı karar veremiyordum. “Bir daha seni buralarda, bu kafandaki Stalin şeyiyle görürsek götürürüz merkeze, öptürürüz herkese valla, bizden söylemesi. Anladın mı lan, yavşak?

Hiç kimsenin aklına “Sen” gelmiyordun ki? Ne Sen, ne fotoğrafın, ne sözlerin, ne yaşadıkların ve yaşattıkların.

Bak, o fotoğrafındaki kravatını bağlayış şeklin var ya. Hayatım boyunca, kravatlarımı hep öyle bağladım. Düğümünün altından iki pileli. Biri küçük ve kısa, diğeri büyük ve uzun iki pile. Tıpkı seninki gibi.
Sana özenip, bıyık bırakmışlığım da oldu. Ama o da başıma dert oldu, sorma. Biraz uçlarından aşağı sallandı kıllarım, faşist; biraz dudaklarımın üstüne uzandı tüylerim, komünist oldum. Kıldan faşo, tüyden komo yani. Bazen kızgın abilerle, bazen de yelekli adamlarla tanışıyordum. Daha doğrusu onlar gelip buluyorlardı beni. Maltepe’de, Cebeci’de, Beytepe’de…

Çalışma masamda, arkamdaki dolapta, içimde, gönlümdeki her köşe başında o resmin, o fotoğrafın. İzmir gözlerin, deniz gözlerin.

Yeleğinde ışıldayan altın kordona nispet eden; rakı ve midye tava kokan kordon akşamlarından, sana selam olsun. Biliyorum unutuldun. Unutulmanın tescilini etmekte toplum noterleri. Unutmayanların gözyaşlarıyla dağılmış mürekkepli mühürleriyle.

Aydın Sevinç

···

4 Yorum

  • melunbocek

    Sevgili Aydın Sevinç,
    Gene döktürmüşsün.. Ne diyeyim daha..
    Çok etkileyici bir yazı.
    Bi yandan da durumumuza üzülüyorum tabi. unuttuğumuz o kadar çok şey var ki..
    Ders almayı da başaramadığımız…Bozamadık ezberleri..

  • Aydın Sevinç

    Çok teşekkür ederim. Eksik olmayınız. Sevgi ve selamlarımla.

  • özgür namlı

    Yazının başlığıyla fotoğrafı görünce içim hopladı. Yazıyı okuyunca geçti tabi :)
    Ben de benzer şeyler yaşadım.
    Galiba bu insanın “kendi” olmasıyla da alakalı birşey.

  • Aydın Sevinç

    Sizin o ilk tepkinize benzer tepkileri inanın çok aldım. Bu başlık, kafadaki kalpak, yüzdeki bıyık gibi bir ön şartı yansıtıyor aslında. Ve çok takdire şayan, manidar. Teşekkür ederim ilgi ve katkınız için.

Gönlümüzde bir iz bırakın!

Evleniyor musunuz?