www.daha.net

izmirLife – izmir kent günlüğü

izmirLife – izmir kent günlüğü header image 2

Alsancak A Kitabevi Maceraları-1

Ekim 19, 2008 · 1 Comment · Serkan Özçim

Merhaba sayın İzmir’liler ya da İzmir’i sevenler. Size ikinci yazımda hayatımın ikincilerinden bahsedeceğim. hehe yok tamam :)

Yine küçüklüğümden bir hatıra anlatmak istiyorum. Ben küçükken yani yaklaşık 5 yıl önce bir kitabevinde çalışırdım. Her ne kadar günlük 3 ytl maaş alsamda ve çalıştığım yer komşumuzun olsada ben iş hayatına “pazarlamacılık” sektöründen bodoslama dalmıştım. Ondan önce bir kez pazarda incik boncuk satma deneyimim olmuştu ama ondan da başka bir yazımda bahsetmek istiyorum.

Efendim annemin ve babamın zoruynan yaz tatilinde evde oturup arşın arşnı g.t büyüteceğime git hem kitap okursun hem harçlık çıkartırsın(oysa aldığım para yemek ve yol parasıyla bitiyordu) dediler. Bende eyvallah gidelim dedim ve temmuz ortasında başladım işe. İş yeri Alsancak’ta idi. A kitabevi diye bir yer belki bileniniz vardır. Gerçi artık yok. Kıbrıs şehitlerinin ara sokaklarındaydı. Böyle arkaya doğru up uzuuun bir dükkandı. Aralarda küçük küçük odalar, odaların içinden başka bir odaya girişler falan. Arka tarafında genelde antika plak ve çok eski kitaplar bulunurdu. Hele bir yer vardı ki (aslına dükkan daha önce bir Alsancak zengininin metresini attığı evmiş) süs havuzu var böyle kuş mu yunusmu tam hatırlamıyorum ağzından su çıkartıyor tabi ben orada çalışırken o havuzun mekanizması çalışmıyordu. Dükkanın sahibi olan “Hamit” bey yani komşumuz dükkanın her bir yanını ufak ufak “aporlo” döşemiş ve adeta inletiyordu dükkanı. Gerçi o daha yumuşak parçalar çalardı. Enrico Macias dinlerdi mesela (benimde Enrico hayranlığım burdan geliyor olsa gerek. Sen 13 yaşında çocuğa günde 5 saat Fransızca şarkı dinletirsen ben sana sabahları bonjour derim, bir şeyi yanlış yaptım mı “pardon” derim yani olacağı bu.

Her neyse işte ben bu kitabevinde 2 ay kadar çalıştım günlük 3 ytl aldım her akşam sanki beni test eder gibi paramı en son ana kadar bırakırdı, bende utanıp isteyemezdim taa ki bi akşama kadar…

Yine tezgahları topluyoruz dükkanın önünden yan tarafımızda bir bakkal vardı bende ona laf atıyorum. Hamit abi içerde biriyle telefonda konuşuyor. Ben topladım tezgahları çıkıcaz müzik setini kontrol etti kapattı ışıkları söndürdü kasadaki parayı aldı(sanmayın milyarlar var, 50 ya da 60 ytl anca, pek satış olmuyordu. Arada plak almaya gelen oldu mu yüzlerce dolar kaldırıyorduk ama işte o da arada.) Çıktık kıbrıs şehitleri caddesinde yürüyoruz. Konuşuyoruz öyle etraftaki tezgahtar kızlar hakkında yorumlar falan yapıyoruz. :) Şuna bak kahveyi dökecek şimdi, aa bak ayakkabıyı kendi deniyor ahaha gibisinden.

Ben hala söyleyemedim ama para mevzuunu :) En son ben yine söyleyemedim otobüse binerken kentkart yükletti 3 ytl bana :) anladım ki daha önce planlamıştı bunu. Teşekkür ettim ve 45 dk lık yolu geldik…

Günlerden bir gün yine Hamit abi dükkanı bana bıraktı ve bir işini halletmek için çıktı gitti. Ben oturup dergileri falan okuyordum. Beni oraya “100 temel eseri” okumam için gönderdiler ama ben vücut geliştirme dergilerinde ki erkek veya bayanların vücutlarına bakıp bakıp içimden ünlem içeren cümleler kuruyordum. Ohalar, Yuhalaralar havada uçuşuyordu yani iç dünyamda. Tam o sırada içeri bir ikizkenar üçgen girdi.
Amcamın vücut tam üçgen. Kollar deseniz vinç koluna benziyor yani recep ivedik görse “yau bunlar insansa ben hayvanım yau” diyeceği cinsten. Neyse adam girdi selam verdi bakmaya başladı vücut geliştirme dergilerine benim elimde de görünce ;
adam:ilgileniyor musun?
ben:eee, yok sadece okuyordum.
adam:sağlıklı olmak için çok gerekli bir spor vücut geliştirme, ilgilensen iyi edersin bak ne güzel boyun uzuyor dengelersin kilonla boyunu…..

ben o anlatırken sıkılmış hesap makinasıyla 9856 ile 192192 ü çarpmaya çalışıyorum sonra doğruyu bulduğu için hesap makinası ile gurur duyuyorudum ki bir soru sordu.

adam:ne kadar şu dergiler.
ben:eee şey bakayım listeden.(dergiler 2. el oldukları için üstündeki fiyatara satmıyoruz biraz indiriyorduk, ama dergiler gıcır gıcır yani.)
tekrar ben:1.5 minyon abi.
adam:hmm ama bunun üzerinde zaten bir minyon 250 bin yazıyor.
ben:hadi yaaa. o zaman 1 minyon yeter.
adam:al bakalım 5 minyon para üstü istemez harçlık yaparsın.
ben:ee şey sağolun teşekkür ederim ama alamam.
adam:al ulan işte uzatma.
ben ikizkenar üçgenden tırsmıştım ve almak zorunda kalmıştım ama parayı bozdurum kasaya 1 minyon koymalıydım. (o zamanlar milyon değil minyon derdim sebebini bilmediğim bir nedenden ötürü) bakkala sordum “yoğ lan git işine” dedi. Reklam ajansı vardı yanda oraya sorsam mı diye düşündüm yok artık dedim ne bu kahve mi bozuk para alacak. Hadi bakkalın yaptığı gibi “bir sakız al bozayım” yapsa. Bende 2 metre bir afiş yaptırıp parayı bozdursam üstüne borcum kalır.
Neyse bu mantıklı çıkarımlardan sonra parayı tamamen kasaya attım ve bir daha da bakmadım unuttum hamit abi akşam geldi dedi kaç dergi sattın ben uçuyorum tabi ıhlamuru fazla kaçırmışım sabah beri içiyorum…

Hatırlamıyorum valla dedim o da neyse tamam dedi ama bir dahakine yaz kaç dergi sattığını madem unutacaksın…

Neyse efendim fazla uzattım daha sonra devam ederiz Alsancak A kitabevi maceralarına… Kalın sağlıcakla.

··

Bi tanecik yorum yapılmış

  • Oğuzhan

    Gerçekten harika bir yazı .Devamını okumak , takip etmek isterim .

    Başarılar..

Gönlümüzde bir iz bırakın!

Evleniyor musunuz?