Hürriyet Gazetesi’nin usta polis muhabiri arkadaşım Reşit Çağlayangil’e atılan dayak hiçbir zaman hafızamdan çıkmamıştır. Gazetesine bir fotoğraf çekmek için mücadele eden Reşit’e büyük bir saygısızlık yapılmıştı.
Ünlü sanatçı Zeki Müren bir ödül almak için o zamanlar İzmir Kültürpark’ta bulanan TRT İzmir Bölge Müdürlüğü Stüdyoları’na gelmişti. Ödül tören için ise gazetemizin magazin muhabiri Yusuf Çınar ve foto muhabiri Cem Öksüz görevlendirilmişti. Ben ise Bozyaka’da meydana gelen bir trafik kazasında bulunuyordum.
Bu arada merkezden telsizle benimde acil olarak takviye için ödül törenine gitmem söylendi. Gazetemin aracıyla fuarda bulunan TRT İzmir Bölge Müdürlüğü’ne gittim. Zeki Müren ödül töreninde fenalaşmış ve hastaneye kaldırılmak istenirken hayatını kaybetmişti benim oraya gönderilme sebebim buydu. Bunu orada öğrendim.
Bir süre sonra Zeki Müren’in cenazesi bir cenaze aracıyla gözyaşları içinde Yenişehir’de bulunan Mezarlıklar Müdürlüğü’ne götürüldü.
Bende arkadaşlarım Yusuf Çınar ve Cem Öksüz ile birlikte oraya gittik ve bu arada gazetelerin ve yerel televizyonların muhabirleri de oraya geldi. Gelenlerden biriside Hürriyet Gazetesi’nden arkadaşım ve o dönemde en büyük rakibim Reşit Çağlayangil’di.
Reşit benim polis muhabirliği dönemimde her zaman örnek aldığım ancak sürekli rekabet halinde olduğum bir arkadaşımdı. Biz polis muhabirleri Mezarlıklar Müdürlüğü’ne gelen gideni fotoğraflarken bir yandan da gelişmeleri sürekli olarak telsizden merkezde bulunan arkadaşlarımıza iletiyorduk. Saatler ilerledi ve hava kararmaya başladı. Öte yandan herhangi bir olaya karşı İzmir Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü ekipleri Mezarlıklar Müdürlüğü önünde önlem almışlardı.
Bu arada bize telsizden ses sanatçısı Bülent Ersoy’un oraya geleceği ve bunu fotoğraflamamız talimatı verildi. Hepimiz Bülent Ersoy’u bekliyorduk. Ben ise Zeki Müren’in son fotoğrafını çekmek için fırsat kolluyordum. Amacım Mezarlıklar Müdürlüğü’nün demir duvarından atlayarak içeri girmek ve ne pahasına olursa olsun o fotoğrafı çekmekti.
İşte ben bu planları yaparken birden Mezarlıklar Müdürlüğü’nün içinden bir çığlık duyuldu. Demir duvara iyice yanaştığımda ise bu çığlığın sahibinin Reşit olduğunu anladım ama içerisini göremiyordum, çünkü karanlıktı. Hemen orada nöbet tutan polislere haber verdim. Ben ve diğer polis muhabiri arkadaşlarımla birlikte bizde polislerle birlikte demir duvardan içeri atladık. İçeri girdiğimizde Reşit’i kanlar içinde yerde yatarken gördük Mezarlıklar Müdürlüğü’nde çalışan bir görevli hala tekmeyle yerde kıvranan arkadaşımıza vuruyordu. Polislerinde yardımıyla hemen o kişiyi etkisiz hale getirdik ve kanlar içinde bulunan Reşit için bir ambulans çağırdık. İlk yardım çantası ile gelen doktor başı yarılan arkadaşımıza ilk yardımı yaptı ve hepimiz karakola gittik. Karakolda Reşit’in ve benim gibi diğer arkadaşlarımızın ifadeleri alındı. Bütün bu gelişmeler olurken Bülent Ersoy Mezarlıklar Müdürlüğü’ne gelmiş ve dua ettikten sonra gitmişti.
Ama kimin umurundaydı. Biz arkadaşımızın derdindeydik.
İşte Değerli Okuyucularımız Polis Muhabirliği böyle zor bir branştır gazetecilikte. Ama ben hala ısrar ediyorum en azından bir yıl polis muhabirliği yapan gazetecilik mesleğinde başarılı olur yapmayan ise bir süre sonra meslekten silinir gider.


reşit çağlyngil kadar mesleğinde öz verili çalışan birine hangi neydüğü belirsizler bunu yapmışsa lanet olsun