20, November, 2008

Kronik Dizüstübeyin Sendromu: Laptopmania

Yazının Etiketleri:
Aydın Sevinç, Gezerken kategorisinden bir yazı okuyorsunuz. 0 Yorum var.

Geçen seneye kadar, yurdumun plajlarında, daha doğrusu beachlerinde, beachclub ve fiyakalı ciks mekanlarında; entel görünüp hava basmanın olmazsa olmaz kurallarından biri kitap okurmuş gibi yapmaktı.

Markalı dana gibi güneş gözlüğünü gözüne takıp, ipodun kulaklıklarını da iki kulağa soktuktan sonra; şezlongunuzun yanıbaşında duran plastik tabureye büyük boy bir şişe su ve güneş sütünüzü koymalı ardından da elinize, gündemi en çok meşgul eden kitaplardan birini almalıydınız.

Normalde kitapla mitapla, okumayla falan derdi olmayan bu modeller için plajda hangi kitabı okurmuş gibi yapmaları gerektiği sorusunun cevabına ulaşmalarının yolu; çok satan gazetelerin hafta sonu eklerinde yayınlanan, çok satan kitaplar listelerine bakmaktan geçerdi. İlk beşten, ismi hoşlarına giden birini seçer ve soluğu Çeşme, Bodrum, Marmaris sahillerinde alırlardı.

Bu sene de bekliyordum…Ama ne Bodrum’un, Türkbükü’nün plajlarında ne de Çeşme’nin, Alaçatı’nın beachlerinde kitap okurmuş gibi yapmaya çalışanlara rastlayamadım. Birkaç numunelik vardı ama onlar harbiden okuyan düşünen tiplere benziyorlardı.

Bu yaz döneminde gördüğüm manzara şudur: Yurdumun sahillerinde müthiş bir salgın hastalık yayılmıştır, yayılmaya da devam etmektedir. Ben ismini “Kronik Dizüstübeyin Sendromu” koydum. Kısaca “Laptopmania” yani. Yurdum insanının cebi şişkin kesiminin, kişiliği az gelişmiş cenahı; laptoplarını, altıncı duyu organı olarak kendilerine tahsis etmiş durumdadır. Dizüstü olmadan belaltı dahi çalışamaz noktaya gelmiştir neredeyse.

Okey oynarken dahi yanına koyduğu laptopuna bakanlara, havuzdan çıktıktan sonra daha havlusuyla kurulanmadan dizüstü bilgisayarının içine düşenlere, havuz başında mum ışıklarıyla donanmış masalarında romantik bir akşam yemeği yerken dahi laptoplarını, masada bir köşe bulup açmaya çalışanlara ve daha nicelerine rastladım. Gördüm, güldüm, düşündüm. Bir şeyin de ayarını kaçırmadan yaşayabilseydik diye söylendim.

Hemen yanımızdaki masada yemeklerini yemekte olan kalabalık grubun “laptopmanik” üyesi hakkında, kendi masamızda bulunanlara öyle derin tahliller yatım ki sanıyorum metafizik güçler de duruma dayanamadı ve “Kronik Dizüstübeyin Sendromu”lu adam birden masadaki beyaz şarap kadehini laptopunun üzerine deviriverdi. Yaşadığı tramvayı bir görseydiniz. Hali içler acısıydı. Ben oturduğum yerde suçluluk hissettim.

Eskiden, markalı plaj çantalarından göstermelik de olsa kitap çıkaran yurdum sosyetesi ve sosyeteymiş gibi davrananları; artık ne yazık ki kitap taşımayı şov amacıyla olsa dahi bırakıvermiştir.

Aslında bir düşünseler. O güzelim kitapların, öyle zırt pırt şarj olmaya da ihtiyaçları yoktur. Yirmi dört saat açık kalmaktan iki de bir şarjı biten laptoplarının şarj cihazlarını takacak delik aramaktan yorgun bitap düşmektense, alıp eline son moda bir kitabı okurmuş gibi yapmak çok daha zahmetsiz olsa gerek.

Aydın Sevinç

Sizden sonraki yorumları takip etmek için RSS kullanın. Çekinmeyin...

Benim de söyleyeceklerim var!

izmirLife.com'un herhangi bir kurum, kuruluş vesair "şey" ile alakası yoktur. Hele dergi olan İzmir Life ile hiç alakası yoktur. Birbirimizi tanımayız:)Tamamen bireysel bi'şeydir bu izmirLife.
Yazıların sorumluluğu yazarların kendisine aittir. Bu noktada yazarın o sorumluluğu hissetmesi mühimdir. Yazılara yapılan yorumların sorumluluğu boştadır, isterseniz nüfusunuza geçirebilirsiniz.
İletişmek icabederse "buraya tıklanır" yazan yere tıklanır. buraya tıklanır
hit counters