Yazıya ”dişi” derim.
Olduğu gibi kalmadığı, pek çok düşünceyi doğurduğu için. Yazıyı yazan kalem de ”erkek” oluyor haliyle. Kalem, harflerden aksesuarlar yapıyor, kelimelerden elbiseler. Dişi olan yazıyı giydirmek için.Giydirmesini bilirse yazı da güzelleşiyor. Bir kadının üzerindeki elbiseyle güzelleşmesi gibi. Elbisenin kumaşı,modeli hep kalemin elinde. Dekoltesini de kalem açıyor. Kadınının dekoltesi gibi yerinde ve dozunda olursa keyfine doyum olmuyor.
Kalemde zevk yoksa dekolte bozuyor yazıyı. Kalemin ”gusto” su yoksa hem göğüs, hem bacak hem de ayak dekoltesi çıkıyor ortaya. Oysa yazıda da giyinmesini bilen kadın gibi sadece bir dekolte olması güzel. O da belli belirsiz, ortaya dökmeden, varlığını hissettirecek kadar. Açmadan, kışkırtıcı bir vaat olarak kalmasını bilecek kadar.
Dekolte yazıda da bir silah.Kullanmasını bilmeyen kendini vurur. Kadında çirkin, pespaye duran şey yazıda da çirkin. Kadında et pazarı gibi görünen şey yazıda da öyle görünüyor. Kadını basitleştiren şey yazıyı da basitleştiriyor. Kadında hayal gücüne yer bırakmayan şey yazıda da bırakmıyor.
Yazı ”dişi”, kalem ”erkek”.
Yazı da bir kadın gibi zarif, bakımlı olmalı. Ona bakmanın verdiği keyfi vermeli okunduğunda. ”Ucuz” olmamalı. Yıllarca değerini korumalı. Dekoltesi varsa hafiften yaramazlık düşündürmeli gözleri kapattırıp. ”Herşeyi” ortalığa döküp hevesini kırmamalı.
Yazı ”dişi”, kalem ”erkek”.
Yazan ”el” mi?
O da yazının ”ruhu” tabii ki.
Edası, işvesi, gözlerindeki pırıltı kadar vakarı da aynı zamanda.


Bi tanecik yorum yapılmış
:)