05, January, 2009

Rüyamda seviştik seninle yine dün gece

Kategorilenmemiş kategorisinden bir yazı okuyorsunuz. 12 Yorum var.

Gözlerim, göz kapaklarımın ardına saklanmak için ne gerekiyorsa yapıyordu. Çoktan hazır ve istekliydi göz bebeklerim, yumuşacık yorganını çekivermeye üzerine. Kulaklarımdan içime doluverip, yürek yangınlarıma çıralık yapan, piyano ve nazenin keman tınılarıyla birlikte.Ve teslim olmamla birlikte o, en tatlı uykuya; gördüm karşımda seni. Sürprizini, vuslatını, tarih, deniz ve naz kokan güzelliğini.

Alsancak Garı’nda, iki İzmir‘li bayan yürüyordu, en “İzmirli” halleriyle. Kollarında birer deri çanta. Yaşları, olgunluklarının son kertesinde. Taş kulenin saati, ikiye beş kalayı gösteriyordu. Ardı ardına dizilmiş üç fayton, şehrine kavuşmuş üç yolcuyu beklemekteydi. Koltuk değnekleriyle bir adam gara giriyor, yaprağı dökülmüş koca ağaçlar onu seyrediyordu.
Fotoğraf: Koray Taylan

İşte Alsancak Rıhtımı. Cumbalı ahşap konakları, taş kaldırım ve sokaklarını sınırı yapmış denizine, Punta ‘da. Makas makas olmuş raylarıyla ve tramvay yolu.

Bir adam, ahşap korkuluklarına mı çıkmış ne, güzelim Asansör ‘ün? Denizin, Akdeniz ‘in ne de yakınmış sana, serilivermiş ayak uçlarına, Arnavut kaldırımlı sokaklarının.

Ortasında büyükçe bir havuz, suları fışkıran göğüne, İzmir ‘imin. Açık renk, kısa kollu üniformasıyla bir zabitin, yanı başında bekleyen makbere benzer otobüsün ve beli damalı Ford taksilerinle, ne de güzelsin Basmane Meydanı. Ne de nazik ve ne de sakin.

İşte Bayraklı. Sahilinde iki adam yürüyor. Daha yaşlıca olanı bastonlu, krem fötr şapkalı. Gencinin elleri cebinde, az biraz fiyakalı. Tek katlı müstakil evlerin ve mis gibi iyot ve yosun kokan denizinle, inan ki çok daha güzelsin Bayraklı.

Bornova, nam-ı diğer Burunova. Göz alabildiğince düzlük, göz alabildiğince yeşil, sayısız top ağacın, tarhların, levanten konakların ve servilerinle o güzel ova.

Henüz “tarihi” olmamış Borsa binasının önünden, çift at koşulu bir araba geçmekte. Bir diğeri de Gazi Bulvarı ‘nın başında durmuş müşteri bekliyor. Fötr şapkalı, takım elbiseli iki adam, elleri arkalarında, Pasaport‘a doğru yürümekte. Biri, yek diğerine benzemeyen parke taşlarla çevrili, çiçek öbekli göbeğin öyle hoş duruyor ki Gazi Bulvarı. Öyle hoş duruyor işte.

Göztepe. Ey Göztepe. Taşlık sahilinde bir yalnız kayık bağlı. Toplasan otuz ev yok, tependen denizine, yeşilinden mavine kayan yamacında. Bak, kokusu denizinin; ta ciğerlerime doldu bugün, inan şu an bile.

Güzelyalı Depo Durağı. İki tramvay yan yana gelmiş, vatmanlar akşam dedikodusunda. Nispeten kalabalık. Cumbalı evlerinin altından bir kadınla çocuğu geçiyor. Eller kenetli, yürekler kalkık.

İşte Hükümet Konağı. Ağaçlı yeşil bahçesine, bembeyaza boyalı ahşap bir nakış gibi işlenmiş. Cümle kapısında, iki kalpaklı adam hasbıhalde. Yine hükümet mi yıkıldı ne?

Of Kadifekale. Ne heybetli duruşun var o tepenin üzerinde. Çevren taş, çevren çakıl, çevren toprak. Başkaca da bir şey yok. Kadife bakışlı, çelikten muktedir gövdenle, Kadifekale.

Karataş. Denizine sokulmuş evlerin, konakların, köşklerinle semt-i İzmir ‘sin sen. Yakıp yıkamadı seni hiçbir savaş. Yoksa denizin mi, o mavi saçlı sevgilin mi sokulmuş koynuna, vermeden hiç uğraş.

Üçer katlı yalıların, palmiyelerin, nezaketin ve asaletin dün de hücre hücre yaşanmaktaydı, ondan önceki gün de, Karşıyaka. İzmir ‘in nazlı gülü, güzel Kordelya.

İşte Saat Kulen. O, bir zamanlar, balkonundan bayrakların indiği, bayrakların çekildiği Hükümet Konağı ‘n ve hemen yirmi metre önünde tutkulu sevgilin, denizin. Sandalların ve arabaların. Konak Meydanı. Şehrimin kalp atışı, yürek çarpışı, kuş kanadı çırpınışı.

Ve Kordon. Şık bayanları ve yakışıklı erkekleriyle dünyanın en güzel yalısı. Bir denizin, bir kara ile en tutkulu öpüşmesi. Şehrimin şehvetiyle yanan-yakılan güzelliği, sevişmesi. Kordon. Nice aşkların tohum yeri, çatlayan kabuğu, yırtılan kozası.

Yine çok şenlikli bak, Karşıyaka Çarşısı. Bir atlı, bir macuncu, elleri cebinde bir adam, yakışıklı mı yakışıklı. Solda Rumca bir tabela. Galiba, meyhane, hem de ayaklı.

Liman, Gümrük ve Tütün Depoları. Birkaç yelkenli, onlarca sandal, kayık, mavna, ortam oldukça hararetli ve hareketli. Başımı biraz kaldırdım; gemi direğinin hemen uç ardında, Kadifekale, heybetli mi heybetli.

Sarıkışla. Ne de azametli. Renksiz iskelesinde, leventlerin kalyonları demirli.

Pasaport. Asırlar boyu, nice aşığın yüreğini çarptıran mekan. Gümüşten nargile marpuçları parlıyor. Demli çay kokusu. Ve onlarca kayık, gemi, sandal; hareket et borusu.

Seni çok seviyorum şehrim, en hakiki rüyam, Güzel İzmir.

Sizden sonraki yorumları takip etmek için RSS kullanın. Çekinmeyin...

Benim de söyleyeceklerim var!

izmirLife.com'un herhangi bir kurum, kuruluş vesair "şey" ile alakası yoktur. Hele dergi olan İzmir Life ile hiç alakası yoktur. Birbirimizi tanımayız:)Tamamen bireysel bi'şeydir bu izmirLife.
Yazıların sorumluluğu yazarların kendisine aittir. Bu noktada yazarın o sorumluluğu hissetmesi mühimdir. Yazılara yapılan yorumların sorumluluğu boştadır, isterseniz nüfusunuza geçirebilirsiniz.
İletişmek icabederse "buraya tıklanır" yazan yere tıklanır. buraya tıklanır
hit counters