Soru, bu.
Zaman: Yaklaşık 16 yıl öncesi.
Mekan: Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’de olağan bir Pazar pikniği.
Olay: Bir yaz günü cici bir genç kızımızın başına gelen son derece ”vahim” bir kadınca hal.
Konuyla ilgili bilumum şahıslar: Benim 4 yaşındaki zillim ve onun bağırışını duyan bütün piknik ahalisi.
Konu mankeni: Zillimin bütün ahaliye rezil ettiği mahcup ve çaresiz genç kızımız.
Olay aynıyla vakidir.
Piknikte arkadaşlarıyla top oynayan bir kızımızın pantolonunun farkına varamadan batması ve bu olayın 4 yaşlarındaki kızımın dikkatini çekmesi. Bebeğimin yüzündeki şok ifadesi hala aklıma gelir.
İlk şaşkınlığım geçince hemen benimkini ”dondurma almaya gidelim, ben sana anlatırım yolda hadi, ” diye uzaklaştırdım oradan. Bende ”çocuk işte ne yapalım” bakışı tabii. Kıkır kıkır gülenlerin arasından geçip dondurmamızı aldık ve sakin bir köşeye oturduk. Bir yandan da kafamda nasıl anlatayım diye kurup duruyorum. Önce onu konuşturmaya başladım.
Ben: Annecim ne vardı o ablanın arkasında?
Kızım: Kan.
Ben: Aaaa, kan mı? Emin misin belki başka şeydir?
Kızım: Ben artık büyüdüm, kandı biliyorummmm. Hastanede insanların üstü de kanlı kanlıydı görmüştüm hani ben.
Ben:…
Kızım: Noolmuş o ablaya? Hasta olsa top oynamazdı bikere, sakın hasta deme.
Ben: Annecim, kızlar büyüyünce vücutlarında bazı şeyler değişir, büyürler.
Kızım: Hıııı… Memişleri gibi mi?
Ben: Evet. Hani sana bir şey anlatmıştım ben nasıl oldum diye sorduğunda.
Kızım: Eveeet, bebek sarayında oluyorduk biz, pastalar oyuncaklar vardı.
Ben: Afferimmm, orada aşçılar bebeklerin sevdikleri pastaları hazırlarlar demiştim ya sana.
Kızım: Hııııı
Ben: İşte o tatlıları pastaları her ay hazırlar aşçılar, bebek sever aç kalmasın yazıkkk diye.
Kızım: Hıııı
Ben: Babadan postacı mektup ve plan getirirse bebek yapar sarayın işçileri ama gelmezse?
Kızım: Gelmezse?
Ben: O kadar pasta tatlı noolur? Bozulur.
Kızım: Babama söyleyelim hep yollasın postacıyı, bozulmasın o pastalar ama.
Ben:…
Kızım: Olur mu?
Ben: Postacının da izni var, ailesiyle böyle bizim gibi pikniğe gidecek, belki lunaparka götürecek çocuğunu. Gelemezse ne yapacağız?
Kızım: Çilekli pastam bozulcak mı benimmmm
Ben: Bozulanları atar işçiler yeniden taze taze yaparlar. Ben de dolapta bozulan şeyleri atıyorum ya. İşte annelerin bebek sarayında da böyle bozulmuş pastalar toplanır atılır, sarayda temizlik yapılır, bebek gelirse temiz temiz otursun diye. Evi süpürüyorum, camları siliyorum, çöpleri döküyorum ya ben de.
Kızım: Çöpleri babam atıyor sen değil.
Ben:…
Kızım: Sonra?
Ben: İşte böyle annelerin bebek sarayındaki bütün çöpler toplanır saray silinip süpürülür temizleniiir.
Kızım:Kan nerden çıktı o zaman? İnsan kanı akınca ölüüür.
Ben:Vücudumuz bazı şeyleri böyle değişik değişik atar içinden. Hani sen tuvalete gidiyorsun, su içince çişini yapıyorsun, köfte patates yiyince de kakanı yapıyorsun. Vücudundaki işçiler seni büyütmek için yediğin şeylerden lazım olanı alıyor, işlerine yaramayanı da tuvalette çöpe yolluyor ya.
Kızım:Aaaaa, onlar benim çöpüm mü?
Ben:Evet, sonra hasta olduğunda da burnundan sümüklerin akıyor, o da burnunun çöpü.
Kızım: Ben pis kız diiliiimmm
Ben:Değilsin tabii ki. Vücudun nasıl çöplerini böyle çeşit çeşit atıyor anladın mı? Bebek sarayının çöpleri de öyle atılıyor azcık kan var içinde. Çöpler bitene kadar böyle işçiler atıyor toplayıp toplayıp.
Kızım:Çöp kutusu nerde peki?
Ben:Temizlik zamanı gelince anneler çöp kutusunu sarayın kapısına koyarlar, doldukça da değiştirirler.
Kızım:Nasılmış o çöp kutuları?
Ben:Bebek bezleri gibi, hani Elif’in kardeşinin altına bağlıyor ya annesi.Ona benziyor ama çok daha küçük. Anneler de öyle hazır alır kullanır.
Kızım:Nereye koyarlar peki?
Ben:İç çamaşırlarının içine.
Kızım:Nasıl?
Ben:Büyüyünce göstereceğim sana.
Kızım:Yaaa şimdi göster.
Ben:Herkes bize güler, ayıp.
Kızım:Yaaaa
Ben:Temizlik bir kaç gün sürer, heryeri dip bucak temizler hizmetçiler, sonra yeniden sarayın mutfağında bebek için pastalar börekler yapılmaya başlanır.
Kızım:Koca sarayda hizmetçi yok mu niye hemen bitmiyor?
Ben:Koskoca saray, hemen biter mi?Ben bizim evi kaç günde temizliyorum?
Kızım:Ama sen iş yaparken telebzonda film çıkınca bırakıyorsun, tilifonla konuşuyorsun, çay içiyorsun. Tembellik yapıyorsun:
Ben:!!!
Kızım:Onlarda mı telebzon seyrediyor?
Ben:Eveeet, belki Hugo’ya telefon ediyorlardır, belki Susam Sokağı’nı seyrediyorlardır.
Kızım:Aaaa…Kurabiye Canavarı yemesin benim kurabiyelerimiiii
Ben:Yemez, Kırpığa söyleriz, kızar ona.
Kızım:Hııı.
Ben:Hadi gidelim, baban bizi arar şimdi.
Kızım:Eve gidince o çöp kutularını gösterceksin ama.
Ben:Peki, sakın o ablaya bakıp da bir daha birşey deme, top oynamaya dalınca çöp kutusunu sarayın önüne koymayı unutmuş hizmetçiler de beklemiş beklemiş, sonra kızıp camdan aşağı atmışlar çöpleri.
Kızım:Tamam.
Biz döndük tekrar, kızım epey bir düşündü , o ablaya bakıp bakıp kıkırdadı durdu.Eve döndüğümüzde elim mahkum anlattım gösterdim ”çöp kutularını”. Bir süre iç çamaşırları hışır hışır gezdi durdu , görmezden geldim.Sonra başka şeylere yöneldi ilgisi, unuttu gitti.Bazı şeyleri anlatmak için vakit erken veya geç diye birşey maalesef olmayabiliyor.Çocuklar ummadığınız anda özellikle kendi bedenleri ve biyolojileri ile ilgili ummadığınız şeyler sorabiliyorlar. Mümkün olduğunca yaşlarına uygun kelimelerle doğru bir şekilde sorularına cevap vermek gerek diye düşünüyorum.Neyin ne olduğunu nasılsa öğrenecekler, evde öğrenmeleri sağlıklı bir gelişim için olmazsa olmaz koşul olmalı bence.En cahil anne baba bile çocuğuna dışardaki alimlerden daha sıcak, daha onların seviyesine inerek anlatabilir bunları.
Umarım böyle bir durumda ne yapacağını düşünenler için bir fikir verebilmişimdir.

5 Yorum
:)