06, January, 2009

Böyle bir ödül ancak bu ülkede verilir

Kategorilenmemiş kategorisinden bir yazı okuyorsunuz. 0 Yorum var.

Yılmaz Özdil’in, dün tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki yazısını okuduğumda hayretler içinde kaldım. Tamam; absürdlükte, abesle iştigal etmede, yerine göre utanmazlıkta, arlanmazlıkta üzerimize yoktu ama bu kadarına da pes dedirtecek cinstendi anlattığı olay.

Malumunuz, geçtiğimiz günlerde, tüm halkımızın yüreğini paralayan bir uçak kazası olayı yaşandı. Üzerinde yazıldı, çizildi, konuşuldu. Kara kutuların arızalı olduğu, ceset torbalarından gelen cep telefonu sesleri, uçak yolcuları içindeki nükleer fizikçileri hedef alması muhtemel suikast ve sabotaj senaryoları, havaalanlarında bulunması gereken ama bulunmayan ya da bulunsa da çalışmayan cihazlar, uçağın modeli, yaşı ve durumu ile ilgili bilgiler, kara kutu incelemelerinin neden ülkemizde yapılamadığı gibi pek çok konuda görüşler ileri sürüldü, sorular soruldu, polemikler yaşandı.
Sivil Havacılık Ödül Töreni
Her biri ayrı bir utanç sahnesiydi yaşananların. Her biri ayrı bir kara mizah örneği.

Ve bu trajikomik senaryonun son ve en vahim sahnesi sahnelendi. Hem de konunun, ülkedeki en yetkili ve icracı makamları tarafından. Mevzu şudur efendim:

Ülkemizde verilmekte olan “Yılın Başarılı Havacılık Ödülleri” var. Her ödül ve alanda olduğu gibi burada da amaç, konu ile ilgili başarılı uygulama ve uygulayıcıları taltif ve onore etmek, doğal olarak.

Geçtiğimiz günlerde, geçtiğimiz günlerde dediysem kazadan tam yedi gün sonra, bir ödül töreni düzenlendi ve Bay Başbakan’ın ekip arkadaşlarından Ulaştırma Bakanı koltuğunda meskun, Beyefendi Yıldırım; bu sene ki “Yılın Başarılı Havacılık Yöneticisi Ödülü”nü, Türkiye Sivil Havacılık Genel Müdürü’ne verdi. Hayırlı ve uğurlu olsun. Allah içine sindirsin. Hak Teala tamamına ve taamına erdirsin.

Yahu insaf be kardeşim. İnsan birazcık sıkılır, biraz olsun çekinir yahu. Daha yarası soğumayan, ülke tarihinin en çok ölümlü uçak kazalarından birinin acısı yeni yaşandı. Üstelik ardında onlarca ihmal ve uygulama eksiğine yönelik soru işaretleri bırakarak.

Kendimi Ulaştırma Bakanı’nın yerine koyuyorum, vallahi veremezdim o ödülü. İlla ki verilecekse, bir iş uydurur, törene gitmezdim. Daha üç gün önce, malum kaza ile ilgili, bu bürokratım hakkında soruşturma açtırdığımı hatırlar, “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu kardeşim” derdim kendi kendime. Çok değil birazcık sıkılırdım.

Kendimi Genel Müdürün yerine koyuyorum, utanırdım, ezilir, büzülürdüm, başım dik alamazdım o ödülü, affımı isterdim. En azından soruşturma sonuçlanana, başında bulunduğum kurum tamamen aklanana, kazada ölenlerin yakınlarının acıları birazcık küllenene kadar.

Dedik ya; kilise karanlık papaz sağır, sen istediğin kadar bağır, ne duyan var, ne de gören. Maalesef ki maalesef.

Sizden sonraki yorumları takip etmek için RSS kullanın. Çekinmeyin...

Benim de söyleyeceklerim var!

izmirLife.com'un herhangi bir kurum, kuruluş vesair "şey" ile alakası yoktur. Hele dergi olan İzmir Life ile hiç alakası yoktur. Birbirimizi tanımayız:)Tamamen bireysel bi'şeydir bu izmirLife.
Yazıların sorumluluğu yazarların kendisine aittir. Bu noktada yazarın o sorumluluğu hissetmesi mühimdir. Yazılara yapılan yorumların sorumluluğu boştadır, isterseniz nüfusunuza geçirebilirsiniz.
İletişmek icabederse "buraya tıklanır" yazan yere tıklanır. buraya tıklanır
hit counters