06, January, 2009

Güzellerin vazgeçilmez tasarımcısı: Hanife Çetiner

Kategorilenmemiş kategorisinden bir yazı okuyorsunuz. 0 Yorum var.

hanife_cetiner.jpgBugüne kadar kırk dokuz Türkiye güzelini giydiren Hanife Çetiner, “Güzellik yarışmaları benim için bir misyon oldu, bu işten para almıyorum; onun için sanatımı konuşturuyorum.” diyor.

“Daha ilkokul yıllarındayken babamın verdiği harçlıklarla ya kitap ya da iğne-iplik alırdım. Komşumuzun bir kızı vardı, o dikiş dikerdi. Bana iplik falan aldırsa da onun yaptıklarını bir görsem diye düşünürdüm hep.”

Onun işi yurt dışında Türkiye’yi temsil edecek olan güzelleri giydirmek.

Bir bakıma güzellerin vazgeçilmez tasarımcısı demek daha doğru olsa gerek. Çocuk denecek yaşlarda iğne ipliğe olan sevdası onu günümüzün vazgeçilmez tasarımcıları arasına sokmuş.

Evet pek çoğunuzun tahmin ettiği gibi Hanife Çetiner’den bahsediyoruz.

“Modacı sözcüğünden nefret ediyorum. Günümüzde bu sözcük, artık çorapçı ya da boyacı falan gibi bir şeyler oldu. Onun için o sözcükten nefret ediyorum. Tasarımcı olmak ayrıcalıktır. Bugün eli iğne tutan, eli makine tutan hemen bir tabela asıp modacıyım diye çıkıyor. Modacılık aslında bir bütünlüktür. Modacı, A’ dan Z’ ye yorum yapan bir kişidir. Kumaşı ve kişiyi karşısına alır; ya da kişi yoksa hayal dünyasında o kumaşı şekillendirir. Çiziminden biçkisine, dikişinden en son bölümüne kadar bunların hepsini bilen kişidir. Oradan buradan kopya yaparak çalışmayla modacı olunmaz. Belki bunu kendilerine etiket yapabilirler; ama gerçek modacı farklıdır. Baktığınız zaman size bir isim çağrıştırıyorsa o, gerçek modacıdır. Örneğin, bir “Şanel” çizgisi modada değişmez. İşte bu modacılıktır.”

Hanife Çetiner, yirmi yıl öğretmenlik yapmış. Şimdi emekli ve tasarımlarıyla uğraşıyor. İzmir’de on altı yıldır tasarımla uğraşmasına rağmen hala öğretmenlik mesleğinin izlerini müşteriyle olan diyaloglarında görmek mümkün.

Çetiner kendini şöyle ifade ediyor:

“İşkolik biriyim. Her şey bir yana, işim bir yana. Benim hayatım böyle kurulmuş. Bu konuda eşimin anlayışlı oluşu da çok büyük bir etken. Benim işime saygı duyduğu için, kendimi rahatlıkla işime verebiliyorum. Öğretmenlik benim kimliğim oldu. Zaten meslekler zaman içinde bir kimlik olur. Öğretmenliğimle gurur duyuyorum. Ama modacılık da içimde hiçbir zaman bastıramadığım bir duygudur.”

Hanife Çetiner’in tasarıma olan merakı çocukluğuna dayanıyor:

“Daha ilkokul yıllarındayken babamın verdiği harçlıklarla ya kitap ya da iğne-iplik alırdım. Komşumuzun bir kızı vardı, o dikiş dikerdi. Bana iplik falan aldırsa da onun yaptıklarını bir görsem diye düşünürdüm hep. Bu iş benim için bir tutkuydu o yaşlarda. Özel terziler anneme giysi dikmek içen eve gelirlerdi. Onları izlemek ve onlara karışmak falan çok hoşuma giderdi. Bana iki kutsal mesleği de yapmayı nasip ettiği için Allah’a şükrediyorum.”

Çetiner’in çalışmaları ağırlıklı olarak dün ve bugünün sentezini içine alıyor. Tasarımlarında en çok da Osmanlı giyim kültüründen esinlendiğini söylüyor Çetiner:

“Osmanlı giyim kültüründe çok renklilik hakim. Bu da sosyal yapıdan kaynaklanan bir durum. Diğer yandan bir bakıyorsunuz eskiden konar göçerler vardı. Onların giyimleri de çok renkli; çünkü doğa ile iç içeler. Şırnak’a gidiyorsunuz, toprak rengin hakim olduğu bir yerde kadınların giyimlerine bir bakın; alabildiğince ışıltılı. O kıraç toprakların içinde bile kadının iç dünyası bu. Bunu giysileri aracılığıyla dışa vuruyor. Orada Anadolu kadının bir giyimi var, inanılmaz renkli. Mesela oradaki durum beni çok etkiledi ve giysilerimden birine yansıttım. Çobanlıkla uğraşan çok olduğu için giysinin üzerine çoban çanları falan taktım. Benim en önemli özelliklerimden biri de tasarımlarımı çizgiye dökmüyor olmam; direk kumaşta yorumluyorum.”

Hanife Çetiner sadece kişiye özel tasarımlar yapmıyor; bunun yanında hazır tasarımlar üzerine de çalışıyor. Şu anda gelinlik ve abiye ağırlıklı tasarımlarını Almanya’ya ihraç ediyor. “Ben ihracatta da seri çalışmayı sevmem ve çalışmıyorum. Örneğin 36 beden birmodeli, 54-56 beden bir kişi giyemez. Bu benim modacılık görüşüme çok ters. O nedenle de bazı modeller vardır en son kırk bedene kadar gider; ondan sonrasını da kaldırmaz.”

Senede en az dört ya da beş güzellik kraliçesi giydiren Hanife Çetiner, bu güne kadar toplam kırk dokuz Türkiye güzeli giydirmiş. “En son bu yıl Türkiye ikinci güzeli olan Fatoş Seğmen’i giydirdim. Fatoş, benim giydirdiğim kırk dokuzuncu Türkiye güzeli. Ve bunun bana bir maliyeti var. Bu benim için bir misyon oldu. Ben bundan para kazanmıyorum. Para almadığım için de sanatımı konuşturuyorum.

Para alınmadığı, misyon olduğu için farklı.”

Tasarımlarıyla birçok ödül kazanan Hanife Çetiner için en anlamlı ödülü Vietnam’da aldığı ödül olmuş:

“Beni en çok heyecanlandıran olaylardan biriydi bu. Amerikan egemenliğinden yeni kurtulmuş bir ülkenin dünyaya açılmak için ilk yaptığı iş bir güzellik yarışması. Bu benim için çok anlamlı. Güzellik yarışmaları ülkelerin tanıtımı için çok büyük bir fırsattır. Biz bunu yeterince değerlendiremiyoruz. Ve Türkiye güzeli bu yarışmada en iyi ulusal kostüm ödülü aldı. O kostümün özelliği de üzerinde tuğra işaretinin olmasıydı. Bu benim ve ülkem için gurur verici bir tablo idi.”

Hala, bugün işe başlamış gibi heyecanlı olduğunu kaydeden Çetiner,” Bu işe ve çalışmaya hiç doymuyorum. Bu benim yaşam tarzım.” diyor.

Sizden sonraki yorumları takip etmek için RSS kullanın. Çekinmeyin...

Benim de söyleyeceklerim var!

izmirLife.com'un herhangi bir kurum, kuruluş vesair "şey" ile alakası yoktur. Hele dergi olan İzmir Life ile hiç alakası yoktur. Birbirimizi tanımayız:)Tamamen bireysel bi'şeydir bu izmirLife.
Yazıların sorumluluğu yazarların kendisine aittir. Bu noktada yazarın o sorumluluğu hissetmesi mühimdir. Yazılara yapılan yorumların sorumluluğu boştadır, isterseniz nüfusunuza geçirebilirsiniz.
İletişmek icabederse "buraya tıklanır" yazan yere tıklanır. buraya tıklanır
hit counters