06, January, 2009

On Kasım ve Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar

Kategorilenmemiş kategorisinden bir yazı okuyorsunuz. 2 Yorum var.


İlkokul üçüncü sınıfta mandolin, ortaokul ikinci sınıfta da ud çalmaya başladım. Bağlama, klavyeli çalgılardan bazıları, mızraplı tambur gibi sazları da ud kadar olmasa da çalmaya çalıştım.
Aynen kitap ve edebiyat benim hayatımı, nasıl her yönüyle etkiledi ise sanat ve özelinde müzik de, bana o derecede tesir etti, yönlendirdi. Ortaokul birinci sınıftan üniversite son sınıfa kadar çeşitli Türk Müziği koroları bünyesinde bulundum. En son da üç-dört sene kadar önce, profesyonel olarak çalışmış olduğum büyük ölçekli fabrikanın ukdesinde, tamamen çalışanlardan teşekkül eden, çok mütevazı bir Türk Müziği korosunun kurucu koro şefliğini, aynı anda da ud sanatçılığını yaptım. Repertuarını hazırladım.

İşte, Gazi Paşa’nın ölüm yıldönümleri olan On Kasım günleri, pek çok duyguyla birlikte istisnasız, o, sanat ve müzik dolu koro günlerimin hissiyatını yaşatır, her sene bana.

Şehrimizin en başarılı, büyük ve her daim sahneye hazır korosu olan lise koromuza, yönetim tarafından; pek çok önemli gün ve haftada olduğu gibi On Kasım Atatürk’ü Anma Günü törenlerinde de sahne görevi verilirdi. En çok keyif aldığım programlarımız inanın bunlar olurdu. Gazi Paşa’nın, o çok gıpta ve takdir ettiğim insan yönünü, iliklerime kadar hissederdim. Atatürk’ün sevdiği şarkılar fasıllarımızda.

Genelde “Nihansın Dideden” ile girerdik programa. Hemen ardından “Cana Rakibi Handan Edersin” gelirdi. “Yanık Ömer”i Safiye Ayla, “İzmir’in Kavakları”nı Müzeyyen gibi söylemeye çalışırlardı solistlerimiz. Ve o güzelim, türkü formundaki Rumeli şarkıları…

“Kırmızı Gülün Ali Var”ın arkasına istisnasız “Maya Dağdan Kalkan Kazlar”ı devam ederdik, aynı makamdır. “Pencere Açıldı Bilal Oğlan, Piştov Patladı” diye hafiften efelenip, “Aliş’imin Kaşları Kara” diye Tuna boyundaki o büyük aşka uzanırdık.

Tam karşımda Gazi Paşa’yı görürdüm. Sapsarı saçları Rumeli gibi parıldar, masmavi gözleri ise çakmak çakmak, Akdenizcesine bakardı. Mütevazı tahta masasında oturur, önündeki bir tek tabakta sarı leblebisi, ağzına doğru hafiften açılan yaldızlı, kesme kristal cam kadehinde ise rakısı, gözleri dolar, yüreği titrer; “Yemen Türküsü’nü söyleyiver çocuk” diye emrederdi.

“Mızıka çalındı düğün mü sandın, al yeşil bayrağı gelin mi sandın?” diye başlar; Yemen üçlemesini, “giden gelmiyor acep nedendir?” diye sorar, bitirirdik.

Ey büyük Komutan, ey büyük Gazi, ey büyük İnsan:

“Ey Türk! Yüksel. Yükselmenin, senin için hududu yoktur. Senin için, parola budur” demiştin ya… Tutamadık sözünü be Ulu Önder. Beceremedik, senin yaptıklarının binde birini bile.

Hani sen demiştin ya, Türk Gençliğine yani bizlere Hitabende;

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Biz şimdi bu lafı etsek, alnımıza en hafifinden ya “ırkçı” ya “faşist” damgası yeriz. Senin büyüklüğünü her geçen gün daha iyi anlıyoruz, gönlümüzde daha bir yüceliyorsun emin ol Yüce Atatürk.

Aydın Sevinç

Sizden sonraki yorumları takip etmek için RSS kullanın. Çekinmeyin...

Benim de söyleyeceklerim var!

izmirLife.com'un herhangi bir kurum, kuruluş vesair "şey" ile alakası yoktur. Hele dergi olan İzmir Life ile hiç alakası yoktur. Birbirimizi tanımayız:)Tamamen bireysel bi'şeydir bu izmirLife.
Yazıların sorumluluğu yazarların kendisine aittir. Bu noktada yazarın o sorumluluğu hissetmesi mühimdir. Yazılara yapılan yorumların sorumluluğu boştadır, isterseniz nüfusunuza geçirebilirsiniz.
İletişmek icabederse "buraya tıklanır" yazan yere tıklanır. buraya tıklanır
hit counters