5683/7 sokak no bilmemkaç! veya 302/3 sokak ve bu ev numarasını alt sokaktan alıyor o zaman 302/4 sokak.
İzmir’in sokaklara isim yerine hepsine numara vermesi belki ilginizi çekmiştir. İşte bu sokaklarla babamında eski adıyla posta telefon telgraf ‘ın kısaltmasını kendine isim olarak alan devlet kurumunda çalışmasıyla haşır neşir oldum.
Ptt bank, bank olmadan önce her şeyi bünyesinde barındırırken çalışırdı babam ptt de. Mektup arabalarını görürdüm sabah erkenden salhane ptt merkezinde. Pazar günleri gelen mektupların hangi semtlere gideceğine karar verirlerdi. Evet tam manasıyla karar vermek, çünkü o zaman mektuplaşma vardı ve insanlar birbirlerinin adreslerini hele ilk kez mektup gönderiyorlarsa çok yanlış yazarlardı.
Anadoluda çalışan ptt memurlarıda ilk çalışma yıllarında olaya tam hakim olamadıklarından mektubu alırken bakmıyorlardı adres eksik mi değil mi diye.
Düzgün bir adres için sokak adı (no’su) ve evin numarası varsa kat(zemin,bodrum,3 ,4) ilçe ve il adı yeterliydi. Fakat o zarflara babamın anlattığına göre
Gön:Alıcı İbrahim’in babası
Alıcı:İbrahim …
şeklinde işi ciddiye alan fakat adres yazmakta sorun yaşayan insanlar vardı.
Böyle anlatınca eğlenceli olabileceğini düşünüyorsunuz. Salhane’de pazar günleri (memur tatili) mektup ayırmak İzmir’de o dönem posta dağıtıcılığı yapan her memurun hiç sevmediği bir işti. Sokakları o el yazılarından anlamak ayrı dert, numaraları çıkartmak ayrı dert.
Yazısı düzgün postacıda yoktur bu arada. Doktorlar bile okuyamıyorlar onların yazılarını.
Semtlerin uzmanları vardı tabi, biri de babam, tüm Gaziemir’i 15 yıl öncesine göre soy adından sokak adı verebilecek durumdaydı.
Hasan abi ve Muhammet abi vardı onlar Konak’ta Emlakçıların hepsinden daha çok boş ev bilirlerdi.
Bir süre önce babam emekli oldu ve özel bir kuryede çalışmaya başladı. Mektupları dağıtacak kişilere ayırıyor işi öğretiyor vesaire. Benide 1 gün yanına çağırdı dedi ki gel Gaziemir’i dağıt sende 1 gün.
Daha önceki Alsancak A kitabevi çalışma hayatından sonra mektup dağıtıcılığı yapmak bakalım nasıl olacak dedim ve gittim.
İş basit, yazan adrese git (Gaziemir’de sokaklar o kadar karışık değildir,fakat 1 insanın geçebileceği genişlikte sokakları var ve tabelası yok) zile bas kapıyı çal kurye diye bağır duyan bakan çıkmadımı oraya gittiğine dair bir kanıt al ve mektubu iade et.
Ana cadde üzerinde araba galerileri var onlara kredi kartı bildirimleri veya ticaret odasının toplantı bildirimleri verilecek. Poyraz oto sanırım yüzümde kirli sakal sırtımdaki çanta da dolu olduğundan biraz tedirgin yaklaştı :) (o ara köstence köprüsünün oralarda bombalı bir eylem yapılmıştı) Buyrun dedi sekreter, kurye dememle telefona sarılması bir oldu bana da o arada 1 dakika beklermisiniz dedi. Bekledim 15 20 saniye sonra güvenlik görevlisi elinde telsizle yanıma geldi buydun dedi tekrar kurye dedim yine mektubu uzattım o aldı götürdü sekretere imzalattı ve getirdi. Pis pis sırıttım çıktım. :)

Başka bir gün babam çalışmamdan memnun kalmış olacak ki Bornova 1. sanayi sitesine gönderdi beni 100 kadar postayla. 100 postadan 1 tanesini bile sokak adına bakmadan dağıtmak zorunda kaldım çünkü sanayiye girer girmez herkes “bana var mı” demeye başladı 3 saatte o babamın kurduğu (şu sokaktan gir burda 3 numaraya var ver onu sonra çık üst geçitten geç …. ordan dönünce -65/7 dekileride verirsin köşede lokanta var yemek ye zaten o saate anca yemek saati olur… 4 5 gibi en son plazaya git onları ver, bulamadıklarını geri getir sonra dağıtırız.) düzen tamamen alt üst oldu.
Ben girdim, girer girmez metin redüktör kendisinin ve 4 tane daha redüktör firmasının mektubunu aldı. Sonra karşısındaki araba servisi aldı birazını, kafamı kaldırıp dükkanların isimlerine bakmaya fırsat olmadan ustalar çıraklar soruyorlardı “osmanlı büfe var mı ?”…
O köşedeki lokantada iş erken bitmiş olmasına rağmen az ezogelin ve yoğurtlu kızartma yedim :) Babam sağolsun…
İzmir’i belkide bu yüzden sevmiş olabilirim ben.
Zaz bileti kazandıran bir çekilişte soruyorlardı “izmiriseviyorumçünkü“…